BİLGENİN ÖLÜMÜ

Ön Türklerden kalma bir atasözümüz var;
Yaşlı bir bilge ölünce, onun kütüphanesi de ölür!

Türklerde bilgelere verilmiş görev şu şekilde ifade edilir;
Bilgi, paylaşırsan güzelleşir çoğalır, yoksa sen ölünce bilgilerin de seninle birlikte çöp olur!

Sözün özü; Türk Kültüründe yaşlıların yeri, “Hürmet Makamıdır.” Yaşlısından yararlanmayan toplumlar, hafızalarını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Bunları, Gökmen Ulu-Uğur Dündar-Yılmaz Özdil’in Sözcü TV’deki “Büyük Buluşma” adlı programı izledikten sonra yazmaya karar verdim.
Programda; “Korona Virüs” salgınından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” konusu anlatılırken. Uğur Dündar aynen şunları söylüyordu; “Geleceğimizin nasıl olması gerektiğini ben sadece gençlere sorardım. Onlar nasılsa bizden daha bilgililer.”

77 yaşındaki Dündar’ın bu sözleri üzerine, aklıma takılanları sizlerle paylaşmak isterim.
Hangi genç? Genç olmanın ölçüsü nedir? Ölçü Yaş ise, kaç yaşına kadar genç sayılacak? Uğur Dündar’ın sahip olduğu deneyimlere, bilgiye, görgüye sahip bir genç gazeteci gösterebilir misiniz?

Tabii ki günümüz gençleri içinde iyi eğitimli, birkaç dil bilen, yurtdışında yüksek lisans-doktora yapmış çok sayıda gencimiz var. Onlarla gurur duyuyoruz, üzerlerine titriyoruz!
Peki biz yaşlılar gençlerimize, deneyimlerimizi aktarıp onların yetişmelerine, yetişirken yapacakları hata oranının en düşük seviyede olması için eğitmeye gayret ediyor muyuz?
Bence esas problemimiz, gençlerimizle yeterince ilgilenmemektir.

Yaşadığım bir olayı anlatayım;
28 yaşında Bergama Belediye Başkanı seçildim. Almanya Böblingen Kenti Kardeş Şehrimiz idi. Bergama Kermes Festivali için Belediye Başkanı ve Meclis üyelerini davet ettik. Başkanlık makamını ziyaretlerinde, Alman Başkan bana şunu sordu;
-Sayın Başkan, siz nasıl Başkan seçildiniz?
-Şaşırarak yanıt verdim; Partim aday gösterdi, demokratik seçimle göreve geldim, dedim.
Alman Başkan; Ben onu sormadım. Sizin Belediyecilik üstüne hangi eğitimi aldığınızı sordum, dedi ve 40 yaşlarında bir Belediye Meclis Üyesini göstererek; Bu bey, partimizin önümüzdeki seçimlerdeki adayıdır. Kendisi 12 yıldır Meclis Üyesidir. Her sene Belediyenin bir biriminde çalıştı, bizler de tüm deneyimlerimizi ona aktardık. Seçimi kazanırsa göreve hazır olarak gelecek!

Bergama Belediye Binası sanki kafama yıkılmıştı!
Konuklarımı uğurladıktan sonraki hafta, benden önce Belediye Başkanlığı yapmış büyüklerimi davet edip, onların deneyimlerinden olabildiğince yararlanmaya çalıştım!

İşte bizim problemimiz bu!
Özellikle siyasette. Yerimi kapar, korkusuyla kimse insan yetiştirmez.
Aksine sivrilmeye kalkanın kafasına vururlar. Liderler, kendilerinden zeki, akıllı, bilgili kimseleri yanlarına sokmazlar. Her emirlerine “evet” diyecek kişileri belli bir zaman için yanlarında tutarlar. Sonra onu, benzerleriyle değiştirirler. Ülkemiz ise yerinde sayar…

Bizler yani Çoban Ateşi Hareketinin “Aksaçlıları” olarak bu eksiğimizi gidereceğiz. Virüs salgınının nereye kadar gideceğini, kimleri aramızdan alacağını bilemiyoruz. Ama prensip kararımız şudur;
Ölmez sağ kalırsak bizler aday olmayacağız. Kendilerinde gelecek gördüğümüz iyi yetişmiş gençlerimize, bilgilerimizi ve deneyimlerimizi aktarıp, onları
Türk Milletinin emrine vereceğiz.

Gerisi Türk Milletinin işidir. Artık Türk Milletinin “seçme” işini öğrendiğini zannediyoruz!.
Örnek vermek gerekirse, 39 yaşında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçtiğimiz Erdoğan, sizce doğru bir seçim miydi?
Türkiye’de seçimle gelinebilecek tüm makamları görmüş birinden, bu günün gençlerine ve gelecek nesillere kalacak iki cümlesini hatırlayalım;
-Fakir, çalmasını bilmediği için fakirdir.
-Hırsızlık oğuldan babaya değil, babadan oğula geçer.
Böyle bir gence yine görev verir misiniz?

Gençlerimize ülke yönetiminde görev vermeye “EVET”. Fakat, yetiştirmek ve desteklemek şartıyla!
Bana gençlerimizden, bir Muazzez İlmiye Çığ- Cengiz Özakıncı- Kazım Mirşan- Rahmi Turan- Şükrü Elekdağ- Onur Öymen- Şükrü Server Aya- Yılmaz Özdil gösterebilir misiniz?

Sağlık ve başarı dileklerimle 12 Nisan 2020
Rifat Serdaroğlu

3 thoughts on “BİLGENİN ÖLÜMÜ

  1. Çok doğru bir yazı:.Siz hiç Türkiye’de bir mevkiye gelmiş insanın kendi yeri için bir insan yetiştirdiğini gördünüz mü?Bakınız,tüm bilgi ve deneyim isteyn işlerin başında bir icazetle gelmiş insan görürsünüz.1968 yılında yurtdışından ülkeme yabancı bir diploma,eğitim ve iki yabancı dille geldiğim halde,uzun zaman hiçbir yerde iş bulamadım çünkü genç ve eğitimli olduğum için,geleceğimden korkan insanlar bana görev vermek istemediler,sonra yabancı bir şirkette yabancı dil,m sayesinde mesleğimin dışında bir görevi kabul etmek zorunda kaldım.Uzun yöneticilik yaşamımda yanımda hep insan yetiştirmeye gayret ettim ve bunda da başarılı oldum.

  2. Her ile gecekondu gibi üniversite açılırsa bu gençleri çağdaş dünyaya ayak uyduran eğitimle yetiştiremeyiz. Halen de böyle! Ayrıca yetiştirmenin en önemli tarafı,”STAJ” denilen gördüğün eğitimin sahada uygulaması ile olur. Bu iktidar zamanında açılan tüm üniversiteler sadece diploma veriyor ama eğitim verdiğini kabul edemiyorum. Çünkü gelişmiş ülke üniversitelerinin hayli gerisinde kalıyorlar. (Köklü üniversitelerimiz tenzih ederim)
    Eğitim okulda, tecrübe yaşayarak alınabilir. İkisinin harmanlanması üstün başarı getirir.

Emin Eğri için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s