Cumhurbaşkanı Abdullah Gül / Başbakan Erdoğan / Genelkurmay Başkanı Özel / MİT Müsteşarı Fidan. Bunlar TC Devletini yöneten dört kişidir.
Devletin derini de- yükseği de bunlardır.
Bu dörtlünün bilgisi ve onayı olmadan, Türkiye’nin kaderine etki edecek, yönetimden kaynaklı herhangi bir iç veya dış olay gerçekleşemez.
Eğer Türkiye’nin bütünlüğünü ve geleceğini ilgilendiren bir olay gerçekleşiyorsa, bilin ki bu dörtlünün bilgisi ve onayı vardır. Yetki bunlardadır.
Hukuk Devletlerinde yetkisi olanın, sorumluluğu da vardır ve bu sorumluluk anayasa-yasalarda yazılıdır.
Şimdi, güney sınırımızda yaşananları irdeleyip, neler oluyor beraberce bakalım;
-ABD ve İsrail’in 4 ülkede bulunan Kürtleri birleştirmek ve Ortadoğu’da ikinci bir İsrail oluşturmak, “Büyük Kürdistan Devleti” kurmak için çalıştıkları ve bunu dünyaya BOP diye sunduklarını biliyoruz.
Özellikle Rusya ve İran’ın buna karşı çıktıklarını da biliyoruz.
Herkes kendi hedefine ulaşmak için çalışırken, Erdoğan’ın “Kasabına boynunu uzatan kurbanlık” gibi BOP Eşbaşkanı yapıldığını da biliyoruz.
-AKP’nin önce çeşitli adlar verdiği açılım saçmalıkları, sonrasında ise “Çözüm Süreci” denen bela ile PKK Narko- Terör örgütü önderi cani Öcalan’ı, TC Devleti ile muhatap haline getirdiğini ve şımarttığını da biliyoruz. MİT Müsteşarının bu pazarlıkları yürüttüğü, bizzat Başbakan Erdoğan tarafından açıklanmıştı.
Ayrıca MİT’in, İmralı-Kandil/ İmralı-Avrupa arasında Öcalan’ın postacılığını yaptığını da biliyoruz.
-Irak-Suriye-Türkiye-İran’dan koparılacak 4 parçanın önce özerklik, sonra bağımsızlık ilan edip birleştirilmesiyle oluşacak “Büyük Kürdistan”ın başına Barzani’nin getirileceğini, Öcalan’ın mektubundan ve Erdoğan’ın Barzani’yi “Onur Konuğu” yapmasından anlıyoruz.
-Suriye’deki PKK’lıları(PYD) organize eden ve her türlü silah-mühimmat- eğitim desteğini Barzani’nin (ABD’nin oluruyla) verdiğini biliyoruz.
-PYD Lideri Salih Müslim’i İstanbul’a toplantı için “Pilli Tavşan” Davutoğlu tarafından davet edilip görüşüldüğü bizzat AKP Hükümeti tarafından açıklandı.
-MİT’in postacılığını yaptığı, Öcalan’ın PYD’ ye yazdığı mektupta “Orada 3. Güç olun. Kürt Bölgesini koruyacak 15 bin asker hazırlayın” dediği PKK tarafından açıklandı.
-Aralık 2012’de Avrupa Parlamentosunda yapılan, 9. AB-Türkiye-Kürtler toplantısında PYD Lideri Salih Müslim’in “Biz ilhamımızı Sayın Öcalan’dan alırız” dediğini zabıtlardan biliyoruz.
-El-Kaide Terör örgütünü ve yan kuruluşu El-Nusra adlı terör örgütünü, Türkiye’nin güney sınırına AKP Hükümetinin yerleştirdiğini ve bu eşkıyalara her türlü desteği vererek Suriye’ye savaşmaya gönderdiğini hem yabancı basından hem de Esad’ın beyanlarından biliyoruz.
Tek-tek yazdığım bu karmaşanın her adımında yukarıda yazdığım dörtlünün bilgisi ve katkısı vardır.
Bu dörtlü kendi iktidarlarını sürdürmek ve kargaşa ortamı yaratıp bundan yararlanmak için Türkiye’mizi bu çılgın savaşa bulaştırmak istemektedirler.
Böyle korkunç bir olay gerçekleşirse bu dörtlünün gideceği yer Yüce Divan ve Divan-ı Harp’tir.
Değerli Okurlar;
Tarihte hiçbir olay kendiliğinden olmaz. Bir günde de gerçekleşmez.
Örneğin, 29 Mayıs 1453 tarihi simge bir tarihtir. İstanbul’un Türkler tarafından alınması için, yıllar süren hazırlıklar yapılmıştır.
Bugün başımıza gelen olaylar da, yıllar önce hazırlanan emperyalist planlara ve bu planların yerli işbirlikçilerinin 11 yıla varan sinsi çalışmalarıyla olmaktadır.
*Ayakları yere basmayan- hayal âleminde dolaşan Dışişleri Bakanı,
*Tarihi gerçekleri bilmeyen- hiç okumayan-sürekli bağırarak etrafına terör estiren ruh ve vücut sağlığı arızalı bir Başbakan,
*Erdoğan’dan korkan ve karşısında titreyen Cumhurbaşkanı ve Tombalak Paşa,
*Başçavuştan MİT Müsteşarı.
Hesap öncelikle bunlardan sorulacaktır. Elbette ki Bağımsız Türk Yargısı ve Türk Milleti önünde yapılacak ve televizyonlardan canlı olarak yayınlanacak yargılamalarla.
Makamı-Mevkii-İsmi ne olursa olsun, hiç kimse “Türkiye Cumhuriyeti Devletinden” kıymetli değildir.
Görevini yapmayan veya ülkesine ihanet edenler mutlaka ama mutlaka hesap vereceklerdir.
Ne Mutlu Türküm Diyene ve Ne Mutlu Aziz Türk Milletine Hizmet Edenlere…
Sağlık ve başarı dileklerimle 23 Temmuz 2013
Rifat Serdaroğlu
Değerli Rıfat Bey, Ben geçen hafta Siirt Pervari arsında inşaatı yapılan Çetin barajı dolayında arazi çalışması yaptım. 64 yaşındayım ve 975 yılından beri Güneydoğu Anadolu’yu karış karış dolaştım. Uzun yıllar TPAO da ve diğer kuruluşlarda yaptığım görevler sırasında Güneydoğu Anadolu da ayağımı basmadığım yer kalmadı. Bu bölgede son 38 yıl neler oldu biliyorum. Orada 1980 yılına kadar iki kardeş yaşıyordu, şimdi ise iki düşman yaşıyor. Güneydoğu Anadolu konusunda gerçekçi bir bakışla çok kötümserim. Hükümetin izlediği politika sayesinde orada her şey kontrolden çıkmış durumda. Geçtiğimiz hafta gördüğüm manzara şuydu. Güneydoğu dan PKK değil asker çekilmiş. Yol boyunca hiç bir askeri kontrol yok. Sadece bir kez 3 ZIRHLI aracın Siirt yönünden Şirvan yönünde gittiğini gördük. Ortalıkta köy korucusu var ama göstermelik. Hiç bir etkileri olmadığı gibi PKK ile barış yapmışlar havası var. Bu şartlarda devletin Güneydoğu Anadolu da kontrolü sağlama olasılığı da hemen hemen sıfır. O bölgede çalıştığımız süre içinde her an yolumuz PKK tarafından kesilebilirdi, bu durumda bize sahip çıkacak hiç kimse yoktu. Endişe içinde petrole yönelik jeolojik çalışmamızı bitirdik ve döndük. Gittiğimiz baraj inşaatını bir yabancı (Statkraft) sermaye grubu yapıyor. Yöredeki köylüler şirketin arabasına el koyup (bizzat şahit olduğum bir olay) istediklerini şirkete yaptırıyor, kaybettiklerini ileri sürdükleri toprak için tazminat yada para talebinde bulunuyor. Bu konuda devletin kontrolü olduğunu sanmıyorum. Güneydoğu Anadolu da devlet tekrara kontrolü ele alabilir mi bunun yolu yöntemi nedir, bunu ben şu an kestiremiyorum. Muhakkak bir yolu vardır ama bunun için irade olmalı. O iradeyi sağlayacak güç kim? Durumu bilmenizi istedim. Lütfen adımdan bahsetmeyin ileriki günlerde Siirt dolayına tekrar gittiğimde başım belaya girebilir. Sevgi, selam ve saygılarımla. Prof. Dr. Doğan Perinçek
________________________________