Adam zil-zurna sarhoş, sıra hesap ödemeye gelince kavga çıkarmış
camı-çerçeveyi indirmiş. Polis adamı alıp, karakol komiserinin karşısına dikmiş;
Komiser; “Söyle bakalım delikanlı, adın ne senin?”
Adam; “Muuusaaa” demiş.
Komiser; “Hoop ağır ol bakalım, benim de adım Musa, ama o kadar uzun boylu değil.”
Başbakan Erdoğan, zücaciye dükkanına giren fil gibi her şeyi kırıp dökmeye,
Türkiye’yi tüm dünya ile karşı karşıya getirmeyi de başardı!…
Başbakan Erdoğan bildiğim kadarıyla içki içmez. İçse, ondan böyle yapıyor diyeceğim. İki olanak var; Ya üzümü fazla yedi, ya da iyice hastalandı, artık kendini kontrol edemiyor!
Erdoğan ve Pilli Tavşan sadece çevremizdeki komşularımızı karşımıza almakla yetinmediler, White Sea’yi(!) aşıp önce Mısır’ı, sonra AB’yi, oradan da okyanusu aşıp en sonunda da ABD’yi karşımıza aldılar. Bütün dünya bir tarafta,
(Türkiye-El Kaide-Rabıta-Müslüman Kardeşler) olarak bizim takım bir taraftayız.
Allah selamet versin. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.
Kendinizi Gaziantepli-Diyarbakırlı-Şanlıurfalı bir işadamı olarak düşünün.
Ülkenin Başbakanı televizyonda diyor ki; “Esad bizim kardeşimizdir. İmzaladığımız anlaşma ile aramızdaki vizeleri kaldırdık. Beraber Bakanlar Kurulu toplantısı yapıp, barajların temelini atacağız.
Kardeş Suriye ile ticaret hacmimizi çok arttıracağız.”
Siz Başbakanınıza güvenerek, Suriye ile ticaret yapmaz mısınız ve ciddi rakamlarda paranızı buraya yatırmaz mısınız?
Elbette yaparsınız. Nitekim binlerce iş adamı da böyle yaptı.
Bu sözlerden altı ay sonra bir gün uyandığınızda, Esad’ın- Esed, Kardeşin-Kalleş olduğunu görüyorsunuz! Sizi Suriye’ye gönderen Başbakan, neredeyse Suriye ile savaşa girecek.
Yıllarca didinip-çalışıp kazandığınız tüm birikiminiz bir anda yok olup gidiyor.
Başbakan nerede? O şimdi başka ülkelerle de ilişkilerimizi bir daha onarılmayacak kadar bozmakla meşgul!
Mısır’da servetleri batanlar mı ararsınız, Süveyş kanalında geçemeyip, malları üzerinde bekleyen gemiler mi arasınız. Bağıran bağırana.
Bir Başbakan’ın fazla üzüm yeyip kafayı bulması sonucu kendi insanına böyle eziyet etmesi mümkün olmadığına göre, geriye tek seçenek kalıyor;
Başbakan Erdoğan’ın mevcut çeşitli hastalıkları sebebiyle vücut sağlığının bozulması, onun ruh ve akıl sağlığının da tedaviye muhtaç hale geldiğini bizlere göstermektedir.
Hastalığın kimin başına ne zaman ve nerede geleceği bilinmez. Fakat konu ülke yönetim ve ülkenin kaderi söz konusu olunca yapılacaklar bellidir. Kimse görmezden gelemez. Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanı görüşüp bu konuyu bir heyet raporuna bağlayıp çözmelidirler.
Aksi takdirde bu Başbakan ve bu Dışişleri Bakanı çok yakın zamanda Türkiye’nin başını belaya sokacaklar.
Başbakan ve Dışişleri Bakanı, “Yok kardeşim, biz taş gibiyiz” derlerse, kendilerine sorduğum şu basit soruya yanıt vermelerini isteyeceğim. Doğru yanıt verirlerse ben de iddiamdan vazgeçeceğim.
Ama veremezlerse, eski bir Sağlık Bakanı olarak, Türkiye’nin en uzman Ruh ve Sinir Hastalıkları profesörlerinden oluşacak bir ekibe bunları ben muayene ettireceğim!
Başbakan Erdoğan Mısır’da yaşanan vahşet için, “Elbet bir gün, bir Musa çıkar” dedi.
Erdoğan Müslüman, kurtarılacak olanlar da Müslüman.
Kurtarması için beklenen kurtarıcı kim; Hz. Musa, yani Yahudilerin Peygamberi.
Yani Müslüman biri, diğer Müslümanları kurtarması için Yahudilerin Peygamberini bekliyor.
Devam edelim;
Müslüman Erdoğan, Mısırdaki Müslümanlara eziyet edenlerin destekçilerinin Yahudi İsrail olduğunu söyledi.
Soru şu; Bir Müslüman, diğer Müslümanları kurtarması için hem Yahudilerin Peygamberini çağırır, hem de Müslümanlara bu zulmü yapanların Yahudiler olduğunu söylerse, siz o adamın akıl sağlığından emin olabilir misiniz?
Ben emin olamam, demedi demeyin. Dikkatli olun.
Sağlık ve başarı dileklerimle 23 Ağustos 2013
Rifat Serdaroğlu
Sn. Serdaroğlu, dün yeni bir reklam kampanyası başlatıldı hem de Ülke Tv. tarafından. Kulakları çınlasın Fethullah Hoca bu konuda da önder oldu, gerçi B. Arınç zaman zaman bu taktiği kullandı ama esas oğlanın aynı rolde daha başarılı olacağı düşünülerek mizansen hazırlanarak rol ona devredildi. Allah için hakkını verdi, zaten ne eylerse güzel eyler…Bütün ülke iki gözü iki çeşme, bütün yandaş medyada o. Ne, ne kadar duygusal olduğu kaldı, ne ince ve hasas kalbi. Hani o Ergenokon davası sırasındaki celadeti, o ODTÜ olaylarındaki hiddeti, o Gezi olaylarındaki sınır tanımaz öfkesi, o meclis Grup toplantıları sırasındaki gözlerinin yuvalarından fırlamış halini hafızalarımızdan bir an silebilsek işi gücü bırakıp sular seller gibi ağlamamak mümkün olamazdı. Kızının odasının kapısına yapıştırdığı bir geceni de bize ayır notunu anlatırken benim aklıma M. Balbay’ın çocuklarının, T.Özkan’ın, F. Hilmioğlu’nun ve onlarca subayın çocukları
ve protesto ettikleri için içeri atılan, Gezi olaylarında polis şiddeti sebebiyle hayatlarını kaybeden gencecik bedenlerin ana- babaları geldi. Acaba onlar için de bir nebze bırakın gözyaşını yüreğinde bir sızı duyabilmiş miydi? Ölen civanların çoğu alevi olabilir ama içlerinde sünni olanlar da vardı, üstelik kendi vatandaşın olan bu insanlar için bir başsağlığı dilemeği kibirine yediremeyen bir Başbakan Mısırlı bir Müslüman Kardeşler liderinin kızının kurşunların hedefi olması karşısında evde ağladığı yetmiyormuş gibi ekranların karşısında hıçkıra hıçkıra ağlaması bana pek normal gelmiyor. Bu duygu sömürüsünün bütün yandaş ekranlarda arzı endam etmesi, medyanın nefes almasını bile kontrol altında tutan bir Başbakanın gözünden, kontrolünden kaçması olanaksızdır…Bu görüntüler CNN İNT.da gösterilince reaksiyonunu merak ediyorum doğrusu !!!