ÇOK KOMİKSİN ERDOĞAN

Başbakan Erdoğan çok zorda. Partisini, içine girdiği yolsuzluk-hırsızlık-rüşvet batağından çıkarmak için çırpınıyor, çırpındıkça daha da batıyor.
Ne, söyledikleri tutarlı ne de, savunma tezleri sağlam.
İlkokul mezunu birine, al bu davayı sen savun deseniz, inanın kendisine daha az zarar verir, bu kadar komik duruma düşmez, hiç olmazsa bilmediğini konuşmaz ve kendi kendini rezil etmezdi.

*Sen adamını Belediyede, TOKİ Genel Müdürlüğünde, Bakanlıkta yanında çanta gibi taşı, adamını yanından ayırma ve yıllarca bu adamını her yerde methet, göklere çıkar. Sonra da Bakanın oğlu yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alınsın, 20 yıllık adamından sırf kendini kurtarmak için hem istifasını iste
hem de koskoca Bakanın okuma-yazması yokmuş gibi önüne bir yazılı açıklama koy. Fakat adamın televizyon canlı yayınında; “Ben ne yaptıysam Başbakan emrettiği için yaptım. Esas istifa etmesi gereken Erdoğan’dır” desin.
Sen de tüm bunlar yaşanmamış gibi;
“Yetişin dostlar, paralel yapı tuzak kuruyor, beni kandırdılar” diye feryat et!

*Sen adamı Mardin’den al, aynı zamanda Belediye Başkanlığını da fiilen yaptığın İstanbul’a Vali yap. Sonra adamı, başarılarından dolayı, yeni kurulan
“Kamu Güvenliği Müsteşarlığının” başına koy.
Daha sonra adamı önce Milletvekili, daha sonra İçişleri Bakanı yap, ülkenin güvenliğini adamına teslim et. Sonra Bakanın çocuğu aylık kirası 60 Bin TL olan Gökkafesteki evinde, 7 tane kasa ve milyon dolarlarla yakalansın.
Sen de tüm bunlar yaşanmamış gibi;
“Yetişin dostlar, paralel yapı tuzak kuruyor, beni kandırdılar” diye feryat et!

*Bilal Erdoğan, senden aldığı harçlıkla geçinen bir garip oğlan idi. Fedakâr oğlan “düğündeki takılarını” bile senin servetinin denk getirilmesi için vermişti.
Ne olduysa, aniden gariban Bilal oğlanın kanı bitleniverdi. Gazetelerde,
Bilal oğlanı törenle karşılayan Valiler ile yan yana poz-poz resimleri çıkıyordu. Belediyeler ve özel idareler Bilal oğlanın vakıflarına bedavadan arsa vermek için sıraya girdiler. Biri hızını alamadı ve Bilal oğlanın hesabına 100 Milyon Dolar (YÜZ MİLYON DOLAR) yatırdı. Kılıçdaroğlu, banka hesap numarasını vererek sordu; “Bu para ne iş, anlat bakalım.”
Sen de tüm bunlar yaşanmamış gibi;
“Yetişin dostlar, paralel yapı tuzak kuruyor, beni kandırdılar” diye feryat et!

Eyy Erdoğan;
Sen ki Türkiye’nin, Kafkasların, Ortadoğu’nun, Balkanların, Mağripten Maşrip’e kadar olan yerlerin EŞBAŞKANI olan dev bir devlet adamısın.
Obama da, Putin de, Cübbeli Hoca da senin yanında kara-kuru Karamürsel sepeti gibi kalırlar.
Eyyytt, diye bağırıp ayağını yere vurduğunda dağlar titrer, tüm Müslümanlar sana secde eder.
Sakın ola ki, “beni kandırdılar, beni aldattılar, bunun adı dostmodern bir darbedir, ne istedilerse verdim yine yaranamadım” gibi acizlikler yapma. Kendini küçültme, zekândan bizleri şüpheye düşürme civanım delikanlım!
Sonra bir çarıklı erkân-ı harp çıkar da şu soruyu sorarsa ne diyeceksin;
“Ülen Tayyip, TC Başbakanlık koltuğunda 12 senedir sen mi oturuyon yoksa bizim Hacı İbraham’ın Hafız oğlu mu oturuyor? Hele bi deyive baken. Sen tüm milleti kandırmış adamsın. Bunlar seni kandırabilirler mi? Kandırırken şeker mi verdi sana, elini öpüp Hocaefendi dediğin Bağ-Kur emeklisi!..”

Sen bütün bunları boş ver Tayyipçiğim. Al yanına “Mahşerin dört atlısını” yani Egemen-Muammer-Zafer-Erdoğan’ı ve düş yollara. Sen şarkını söyle, dört namus timsali adamın da ara nağmeyi yapsınlar;

Beraber yürüdük biz bu yollarda, (Bunu sen söylüyorsun)
Paralel paralel, hop paralelli, (Bunu Aziz ve Necip dört eski Bakan söylüyor)

Beraber ıslandık, yağan yağmurda, (Sen söylüyorsun, ama Bülent Abin de bağırarak ağlıyor)
Paralel, paralel hop paralelli, ( Beyazlar giyinmiş, dört Ak Bakan söylüyor)

Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda, bana her şey yeşili hatırlatıyor.
(Sen söylüyorsun, Emine Hanım da Bülent Abin gibi yüksek sesle ve hıçkırarak ağlıyor)

Taralel, taralel, hop taralelli… (Ak Bakanlar, hem söylüyorlar hem de sol elleri bellerinde, sağ ellerini açıp başlarının yanında yelpaze gibi sallayıp, Tayyip Bey’in etrafında sekerek dönüyorlar…)

Amerikanın Sesi, Hocaefendinin Nefesi adlı televizyon yayını keserek “Flaş-flaş-flaş” logosuyla şu haberi verdi;
“Sayın Seyirciler, Ortaçağdan kalma bir virüsün koskoca bir ülkeyi nasıl çıldırttığını seyretmektesiniz. Bu virüsün girdiği vücutlarda ar damarı çatlıyor ve utanma duygusu kayboluyor. İnsanlığı bu virüsten korumanın çaresi Mustafa Kemal’in “NUTUK” adlı eserinde bulunuyor. Araştırıyoruz…”

Sağlık ve başarı dileklerimle 11 Şubat 2014
Rifat Serdaroğlu

5 thoughts on “ÇOK KOMİKSİN ERDOĞAN

  1. Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış,,,,

    Şimdi adama; “Seni yavuz hırsız seni!” demezler mi?

  2. ÇOK KOMİKSİN ERDOĞAN

  3. Yaziyi cok begendim ama miletin kandirilmasi  kismini 60 yildir devamli secim kaybeden partilerin bahanesine benzettim. Turk milleti kanmayacagini Eceviti, Ozali dusurerek kac kere kanitladi. Turgut Sunalp olayinda askeri telkinlere kanmayacagini da gosterdi. Demokrasilerde iktidarlarin hatasini ANLATMAK kadar halkin neden o partiyi hala destekledigini ANLAMAK da cok onemlidir. Yoksa Erdogana Allahin butun vasiflarini tasiyor dendi diye bunu sirk sayanlar hatta tapilacak adam diye duzmece siirler yazanlar kadar komik duruma duserizBir kimseye Allahin butun vasiflarini uzerinde toplayan insan demek yagcilik sayilabilir ama bunun  sirk oldugunu soylemek resmen dini cehalettir. Allahin Kuranda gecen 99 ismi insanlarin da yaratilmasinda esas teskil eder. Ornegin Allahin bazi isimleri Emin, Metin, Siddik, Mumin, gibi isimlerini biz cocuklarimiza bile koyuyoruz . Sirke mi giriyoruz acaba?  Rahmi koc ismini koyan  Vehbi bey gunahkar mi idi Allahin bazi isimleri eskiden insanlara yakistirilamiyor olabilirdi ornegin samed ve semi gibi Ancak insanlarin telefonla konusmasi Allahin herseyi duyma, televizyon seyretmesi her seyi gorme sifatlarinin insanda tecelli etmesi demektir. Ancak bu yagciligi yapan AKP li de cahil omasaydi, Allahin 99 sifati icinde bazilarinin cemali bazilarinin celali oldugunu bilirdi Ornegin kahhar ve cabbar sifatlari da Allaha aittir.Hitler ve Stalin gibi insanlarda bu sifatlar tezahur etmistir.  Din cahili olmayan bir kisi bana gore Allahin butun celali sifatlari Tayyipte toplanmis denilebilecegini de dusunup boyle bir yakistirma yapmamaliydi.

  4. Soykırım, “tek bayrak, tek din, tek devlet, tek marş, tek millet, tek dil”(Adolf Hitler- 1934,  R.T Erdoğan-2015) kompleksini taşımanın bir ürünüdür.
    24 Nisan bir soykırımdır.

    Tepeden, devşirme kalıntılarından oluşturulan Türk ulusu, varlığını; Ermeniler’in, Rumlar’ın, Kürtler’in, Süryaniler’in, yokluğu üzerine inşa etmiştir. II. Abdülhamit döneminde ortaya atılan Pan-İslamizm doktrinine, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eklediği ve bugün TC yöneticilerinin de her adımda tekrarladığı ‘tekçi’ Pan-Türkizm doktrini, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Müslüman olmayan ulus ve azınlıkların yok edilmesi sonucunu doğurmuştur!

    Bu ideoloji temelinde kurulan Türk devleti, bunun bir devamı olarak Türkiye’de yaşayan hiçbir ulus ve azınlığa hayat hakkı tanımamaktadır. Şimdiki yöneticiler de, soykırımları geçerli kılan ve Hitler tarafından da kullanılan ‘tekçi’ söylemleri terk etmemektedirler.

    Bu bir soy kırımıdır. Ermeniler ırk olarak, millet olarak yok edilmek istenmiştir. Sadece onlar mı? Hayır, Anadolu’nun gerçek yerlileri, Anadolu coğrafyası topraklarını yaşama ilk kez açan, onu gerçek bir vatanı haline dönüştüren ve uygarlıkları tüm insanlığa ışık saçan milletler yok edilmek istenmiştir. Ermeniler, Rumlar, Kürtler, Suryaniler ve diğer ulusal topluluklar, insafsız, pervasız ve gayri ahlaki tarzda varlıkları yok edilmek istenmiştir.

    24 Nisanı bu açıdan kavramadıkça bu topraklarda kimse huzur beklemesin. Bu topraklara sonradan gelmiş ama bir türlü ortak yaşam arzusunu gösterecek uygarlığa ulaşamamış olanlar var. Sorun, bilinçaltında anavatansızlık takıntısında gerçek yerlileri yok ederek bu toprakları anavatan edinebilme histerisidir.
    Soykırımcı tek boyutlu yaklaşımların da kökeni buradadır; tek bayrak, tek devlet, tek marş, tek dil bu kompleksin onarılması güç tecellisidir.

    Hitler, ‘tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek dil’ sloganı ile harekete geçirdiği kitlelere yahudi soykırımını yaptırtmıştır. Ne yazık ki Anadolu yerli halklarının soykırımına yol açan bu türden Jön Türk sloganlarını, şimdiki yöneticiler de aynen tekrarlamaya devam ediyorlar…(Bakınız R.T Erdoğan’ın propoganda gösterileri..)

    Bugün Türkiye denilen bu alanda bundan bin yıl önce kimler yaşıyormuş iyice öğrenmeli. Gerçek tarihe ulaştıklarında görecekler ki bu ülkenin en eski sahipleri, soykırım yaşayan halklardır. Ve kadim halkların ana yurdudur bu ülke… Onlar misafir değildir bu topraklarda. Bir zamanlar 944 yıl ( Türkler 26 Ağustos 1071’de Orta Asya’dan o zaman Batı Ermenistan denilen  Muş ovasına geldi) evvel Küçük Asya diye tabir edilen Smyrina ( İzmir)’dan Kars’a, Hıristiyanlığın ilk merkezi olan Antakya’dan, Pontus Rum (Karadeniz)’a kadar olan bölge tamamen Hıristiyan coğrafyasıydı…
    Bu gün kadim Hıristiyan halklar, yaşatılan soykırım ve baskılar yüzünden ne yazık ki nüfusları sıfırın altındadır. 1915’de katledildiği sayı kadar bile olmayışları, bu ülkede Müslüman olmayan halklara acımasız bakış açısının göstergesidir aynı zamanda.

    Ermeniler, kendi uygarlık katkılarıyla Anadolu’ya renk katan, bölgemizin en eski uluslarından olup, katli vaciptir denilerek yurtları yakılmış, eski çağların bile tanık olmadığı bir vahşetle toptan sürgüne mecbur edilerek, 1,5 milyon insanı katledilmiştir; sürgünde ayakları telef olan uygar insanlar, Aziz Paşadan ayakkabı talep edince, Rahat yürüsünler diye bunlara ayakkabı giydirin diyerek verdiği emirle, ayaklarına at nalı çakılmıştır. Aç çocuklara, yüksekten sarkıtılmış ipe bağlı ekmekle, tavşan kaç tazı tut oyunu oynayarak işkence yapan, su içerken yılan bile dokunmaz erdemini ayaklar altına alarak, susuzluktan yerdeki su birikintisine yüzü koyun uzanıp su içen insanları topluca kurşuna dizen bir vahşet yaşanmıştır. Dünya kamuoyunca tüm çirkefliğiyle bilinen bu katliamın Osmanlı sorumluluğunda olmasına karşın, TC. dahi bu kirli mirası reddetmeye yanaşmamış, Osmanlıyı savunmuştur; Maktulleri, katil ilan ederek saldırıya geçmiştir. Gerçekler sürekli inkar edilerek, yadsımaya dayalı bir düşünce sistematiği kurulmuştur. Resmi tarih diye ünlenen tezler, inkarların tarihi olarak topluma dayatılmıştır.

    19. yy sonlarından başlayarak, Katolik ve Gregoryan (Ortodoks) diyerek birbirlerine kırdırılan, tenkil ve sürgünlerle, mal mülklerine el konularak baskı altında tutulan Ermenilere yönelik soy kırımı, I Dünya savaşının, malum bol bahaneleri altında girişilmiştir (24 Nisan 1915). Savaş sırasında, önce Ermeni gençlerinin Askere alınarak silahsız bırakılması ve ardından toplu tasfiyelerin yapılması, geride kalan Ermeni halkının Tenkil ve sürgünlerine geçilmesi. Bu konuda talimatların dakik bir biçimde, en yetkili resmi merciler tarafından istenip, izlenmesi.

    O dönemin Sadrazamı (Başbakanı) Talat Paşanın, başından itibaren olayları, dikkatlice takibi, emirler vermesi, istatistik tutması (iskan edecekleri yerde dahi nüfusa göre oranlarının %5 geçmeyecek düzeyde tutulmaları talimatları da dahil) ve bunun en ince ayrıntısına kadar yazılı özel notlarla tescili, Ermenilere reva görülen her şeyin, planlı bir tarzda icra edildiğini göstermeye yeterlidir (Ermeni tehciriyle ilgili Talat Paşanın tutanakları için bkz. Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi,…yayınlanan dizi) Bu, Ermenilere ilişkin, adına ne konulursa konulsun, yapılacak olanların önceden planlanmış eylemler olduğunu gösterir.

    Bundan sonra, sonuçlara bakılarak, yapılanlara verilecek ad, tanımlamaya geçilir.
    1915, Osmanlı Devleti tarafından, Ermeni, Asuri-Süryani, Rum gibi Doğu’nun yerleşik bütün Hıristiyan halklarını kendi topraklarından çıkarmak, azaltmak, yok etmek için düşünülmüş, bu coğrafyayı her bakımdan Türkleştirerek ulus devletin önündeki engelleri “temizlemeyi” hedefleyen, uzun vadeli planlanmış, acımasızca da uygulanmış olan çağın en kapsamlı bir “etnik temizlik harekatı”dır, bir SOYKIRIM’dır.

    Tehcir sadece bir bahanedir, Bu, Almanya’da Yahudileri evden çıkarmak icin de uygulanmıştır. Yahudi’lere, siz gaz odasına gidiyorsunuz diye durum açıkça söylenmemiş ve evleri yağmalanmadan bunlar sanki geri gelecekmiş imajı verilmiştir. 
    Ermeniler’in evleri hemen yağma edilmistir, fark budur. Ama yerlerinde koparmak icin göç, emniyet,savaş gibi bahaneler uydurulmuştur. 
    Yahudiler getolardan toplanmış, Ermeniler ise köy ve şehirlerinden toplanmıştır. 

    Tehcir-Soykırım, Anadolu’nun gayri Müslüm unsurlarından arınması için kullanılan bir araçtan baska bir şey değildir. Bu eylemi Teskilat-i Mahsusa adina organize eden, Bahaddin Sakir Adana murahhasi Cemal Beye 25 Subat 1915te yazdığı bir mektupta söyle der; “Cemiyet vatanı bu melun kavmin (Ermenilerin) ihtizasindan kurturmaya dâi hazirdir. Osmanli tarihine sürülecek lekenin mesuliyetini düsulhamiyetine almaya karar vermistir”. Amaç soğukkanlı bir bilinçle Anadoluyu Hiristiyan unsurlarindan arındırarak bir Türk devleti kurmaktır.
    Böylesine planlı ve en ince ayrıntısına kadar takip edilmiş ve bir etnik topluluğa yönelen, sonuçta en iyimser tahminlerle, el yazması tutanaklardaki rakamlarla bir milyon üzerinde Ermenin ölümüne yol açan, kimi şehirlerde nüfusu yüz binlerden sıfıra indiren, çoluk çocuk on binlerce canın etnik yapısını değiştirmek için farklı etnik toplumlara dağıtan, topraklara el koyan, binalarını yıkan, her türden maddi ve canlı servetine el koyup katleden girişimlere, soy kırımından başka bir ad verilemeyeceği görülür.
    Ermeni soykırımı olmamışsa, Yahudi soykırımı da olmamıştır ve bunun mantıksal bir ürünü olarak, bugünkü Cihatçıların eylemlerinde haklı oldukları sonucu çıkmaktadır!
    Son yıllarda El Kaide, IŞİD, El Nusra ile Selefi ve Müslüman Kardeşler örgütleri aynı tekçi soykırımcı zihniyeti devam ettirerek, farklı din ve halklara karşı soykırım yapmaya çalışmaktadırlar. Türkiye desteğinde ki bu örgütler, insanlık dışı yöntemlerle, estirdikleri terörle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmişlerdir. Bu örgütler, Ermeni,Asuri soykırımına, kalınan yerden devam etmektedirler.
    Ermeni Soykırımı’ndan, şimdiki Jihatçılara uzanan zihniyetle hesaplaşmadan, kirli tarihle yüzleşmeden, ”tekçiliği’ bırakmadan, ırkçı şöven düşmanlık atmosferinden, Müslüman olmayanlara karşı kin ve nefret söyleminden kurtulamadan, sorun çözülemez.

    Bu bir soykırımdır!

    CİWAN KURKEN A.
    Hanna Hekimyan

  5. AKP BARBARLIĞI VE AYDINLANMA ÇAĞININ SONU!

    Tek şef statüsündeki Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin önündeki engelleri yıkıp, yerine İslam dinine dayanan ve tüm gücün bir tek adamın yani Erdoğan’ın elinde toplandığı bir otokrasi kurma süreci son noktalarına yaklaşıyor…!
    Erdoğan ve AKP, bütün bu icraatlarla, Irak,Suriye,Afganistan ve Libya’daki Cihatçı paralı askerlere silah, para ve lojistik destek vererek, küresel çapta terörü destekleyen bir konuma düşmüştür.

    Türkiye ve diğer Sunni islamcı devletlerin Cihadist katliam örgütlerini desteklediği artık saklanamıyor. Bu arada Erdoğan’ın El Nusra merkezli Fethi Ordusu’nun alan kaybetmesini esasen Türkiye’nin kaybetmesi olarak gördüğü dünyanın büyük bir kısmının gözünden kaçmayan bir realite haline geldi. Bunun ışığında son günlerde yaşanan gelişmelere bağlı olarak AKP ile cihatçı teröristler arasında ki bağlar iyice su üstüne çıktı.
    Suriye’deki iç savaşı kışkırtmak ve daha büyük kitle katliamlarına yol açmak için terörizmi kullanan AKP iktidarının El Kaide kökenli radikal dinci örgütlerin en büyük destekçisi olduğu, TIR soruşturmaları sırasında zaten belgelenmişti.
    Suriye’de devam eden korkunç kıyım ve yıkımı iyice kızıştıran TC, İŞİD ve NUSRA’nın büyük paydaşı oldu.
    Suriye sınırı, siyasi bir kararla sonuna kadar boşuna açılmadı. On binlerce soyguncu ve suçlunun,  İŞİD ve El Kaidecilerin geçişi Erdoğan’ın emri ile MİT tarafından koordine edildi… İŞİD ve El Kaideciler dahil her türlü terör örgütüne bağlı eylemcilerin ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye den gelip katliamlar yapması için gerekli askeri lojistik desteği yine TC verdi..!

    TC, Uluslararası hukuk ve antlaşmaları çiğneyerek bütün bu başı bozuk çeteleri kendi sınırından, devlet kontrolünde Suriye’ye sokup sivil halkı katlettirmekle insanlık suçu işlemeye devam ediyor…

    El Kaide’nin arkasında, AKP’nin de sponsoru olan petrol zengini prensler var. El Kaide, tüm zamanların en güçlü örgütlerinden bir tanesidir. İslam’ın dünyayı ele geçirme doktrini üzerine kurulmuştur!! Örgütü kuranlar, büyük bir bölümü Arap- Müslüman milliyetçisidir. Bu örgüt netice itibariyle, Mülüman Kardeşler, AKP, Katar ve Suudlar’ın bölge stratejisine hizmet ediyor.
    İslamın dominant Vahabi ve Selefi ideoloji üzerinden, evrensel yayılma ve hakimiyeti amaçlayan bu doktirin, Türkiye’nin de tekrar Osmanlı’yı diriltmesini ve Mısır’da Müslüman Kardeşlerin diktatörlüğünün bölgeyi domine etmesini hedefliyor!

    AKP, İslamın temel hedefini gizlemek içim maskaralık yapıyor! El Kaide kökenli olan bu Cihatçı örgütlerden masum bir çeşit “muhalif” diye dünyaya yuturulması, AKP ve müteffiklerinin gerçek yüzünü gizleyemez..!
    Kaldı ki muhalif demekle neyi kast ediyorlar? Dünyanın her yerinden toplattırılıp getirilen bütün bu kelle avcıları neyin muhalefetidir? Bu terör gurupları kime muhalefet ediyorlar?
    Diğer yandan açıkça görülüyor ki, bütün saldırıların merkezindeki yönetici güc El Kaide’dir.
    Türkiye-Suriye sınırı açıkça cihatçı örgütlerin hakimiyeti altında. Ancak AKP rejiminin iddiasına bakılırsa sadece “ılımlı” gruplara destek söz konusu.

    AKP’nin desteklediği bu paralı askerler, ölümden kaçan çocukları, kadınları, yaşlıları köyün mezralarını gören tepelerden, tekbir sesleri eşliğinde uzun menzilli silahlarla tarıyorlar ve TC’den aldıkları füzeleri kullanarak öldürmeye sevdalı halleriyle, katliamlarını gerçekleştiriyorlar. Üst üst istiflenmiş çocuk ve kadın cesetlerini, Sunni değilse katli vaciptir” denilerek, “Tekbir” sesleriyle çiğneniyorlar. İnsanlıktan firar etmiş yaratıkların Ortadoğu’yu kan gölüne çeviriyorlar.
    El Kaide’nin Suriye’deki kolu olarak bilinen El Nusra cephesi içindeki Fetih Ordusu isimli cihatçı çeteleri ılımlı muhalif veya Türkmen diye destekleyen TC iktidarı bütün bu katliamlardan bizzat sorumludur.
    Biat ettiğini açıkladığı El Kaide’nin Suriye’deki resmi kolu olan Nusra Cephesi, Özgür Suriye Ordusu’na katılmayacak ölçüde radikal olan ve ÖSO’dan ayrılan cihatçılarla birlikte İslami Cephe adlı bir ittifak kuran El Kaide bağlantılı Ahrar Şam, Ensar Şam, Şam İslam Hareketi, Suudilerin kontrolündeki İslam Tugayı, IŞİD’e biat ettiği bilinen Sukur El İz Tugayı ve benzer çizgideki cihatçı birçok silahlı grup ile birlikte Bayır Bucak Türkmenlerinin kurduğu ve cihatçılarla beraber hareket eden çeşitli isimler altındaki birlikler toplu katliamların yapıldığı bütün saldırılarına katılmaya devam ediyor.

    Arap ultra milliyetçisi İŞİD, Kürtler’e karşı başarılı olamayınca, Türkmen kılığına soktukları El Kaideci çeteleri öne süren TC yöneticileri, Suriye ve Irak halklarına kan kusturan binlerce Cihatçı çete mensubunu komşu halkların sınırlarını ihlal ederek savaş alanına sokmaya devam ediyorlar…! Sınır ihlali bundan başka bir şey değildir!
    Sınır İhlali, Dünyanın 100 den fazla ülkesinden toplatılıp getirilen çeşitli Cihatçı Örgüt mensubunun, Türkiye’de örgütlendirilip silahlandırılarak, bütün uluslar arası antlaşmaları ihlal ederek, suriye ve Irak’a alenen sokulmasıdır.
    Uluslar arası hukuk kurallarını çiğneyen Türkiye kendisini maskelemek için ‘Türkmen’ yalanına sarıldı! Çoğu Çeçen, Afgan ve Arap olan on binlerce Cihatçı çete artık resmi Türk ordusunca yönetilerek Suriye halklarına saldırtılıyor…
    Uluslar arası anlaşma ve yasaları ayaklar altına alan bu saldırı, Ankara’daki İslamcı iktidarın zıvanadan çıktığına işaret ediyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet batağına saplanan AKP şefleri, saldırıyı sevinçle karşıladılar. Paçalarını kurtarabilmek için cihatçı teröristlerle aynı safta savaşa katılacak noktaya gelen dinci-gerici şefler, uçak düşüren TSK’yi kutlayarak, savaş çığırtkanlığına devam ettiler.

    Fakat şimdi gelinen noktada bu paralı askerlerin sonu geliyor! Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın paralı askerleri olan Cihatçı Arap ve Türk Milliyetçileri, Kürt Gerilla mücadelesi karşısında zorlanıyor..!
    Suriye’den başlayarak bölgeyi ortaçağ karanlığında boğmak için 4 yıldan fazladır savaşan cihatçı teröristlere destek sunan Türk devleti, onlar başaramayınca kendisi fiilen çatışmalara katıldı…
    Paralı askerlerin gerilla mücadelesine dayanamayacağı, Kürt halkının Kobane, Sincar, Haseki ve Tel Abyad’ta verdiği kahramanca mücadele ile ispatlanmıştır! İşte şimdi, ayda 1800 Dolar maaşla Suriye’ye sokulan 27 çeşit Cihatçı örgüte mensup kelle avcısı katil sürüleri zoru görünce geri kaçmaya başladılar…!
    Nusra ve diğer çeteler, ılımlı Muhalefet yalanından sonra bu kez Türkmen kılığına girerek, TC’nin desteğini alarak kafa kesmeye devam ediyorlar.. TC sınırına doğru geri kaçan bu cihatçılar ‘Türkmen savaşçılar’ diye Türkiye kamuoyunun gözünde meşrulaştırılmaya çalışılsa da hepsi çeşitli El Kaide fraksiyonlarından oluşuyor…

    İçerden sarsılmaya başlayan feodal Osmanlı kalıntısı AKP iktidarı, kendi koyduğu yasalarını da ayaklar altına alarak, korkunun yarattığı histeriyle etrafa saldırıyor.

    AKP VE AYDINLANMA ÇAĞININ SONU!

    Musollini ve Hitler’in teklik-mutlaklık-yücelik sloganlarına sarılan AKP rejimi ve onun tek şefi, aydınlanma ve bilim adına ne varsa hepsini teker teker yok etmeye devam ediyor!
    İslam gibi fanatik yayılmacı ve baskıyı evrenselleştiren dinlerle desteklenen Osmanlıcı feodal yapının dogmatizmini her yere hakim kılmaya hız veren AKP, Aydınlanma Hareketini kökten ortadan kaldırmaya kararlı görünüyor… Dinin meşruiyet aracı olarak kullanılması, demokratik muhalefete tahammülsüzlük, yürütmenin merkezileştirilmesi, güçlerin tek adamın elinde toplanması (vs.) sadece monarşist rejimlerde görülmüyor. Tamamen farklı çağların ürünü olmalarına rağmen başka bir bağlamda İslamist diktatörlüklerde de tecessüm edebiliyor. Dinselleştirme yoluyla diktatörlüğün yeni bir renge boyanması, İslamcı yayılmanın yerli yerinde durduğunun en bariz kanıtıdır. AKP iktidarı dinle, din feodalizmle özdeşleştirilmekte ve üstyapı alanı üzerinden Osmanlı’ya bir geri dönüş kapısı görüp, dünyada ki diğer İslamcı feodal devletlerin desteğine başvurmaktadır. 12 Eylül 1980’den, özellikle de AKP iktidarından beri hızlanan dinselleşme-Osmanlılaşma adımlarıyla yapılan bunun alt yapısını kurmak oldu!

    Bugünkü AKP iktidarı, Osmanlı’dan gelen feodal kalıntıları yeniden diriltirken, aynı zamanda İslam’ın bilinen yağma talancı siyasal akımlarının sınır ötesi kollarını da örgütleyip yönetmede öncülüğünü koruyor… Cihadcı enternasyonalini desteklemeden, IŞİD ve Nusra gibi gruplar Suriye’de varolmadan, Türkiye’deki İslamcılar ve onların iktidarı ne yaşayabilir ne de toplumu kendine bağımlı vaziyette tutup İslamcılaştırabilirler.
    AKP atrafında toplanan Asalak Cihatçı tarikat ve cemaatler ilk hedef olarak Avrupa’yı görüyor…! Hiçbir perspektifi, ideolojisi, “kültürü” ve “ekonomi”si ile Dünyada her hangi bir başarı kazanma ihtimali bulunmayan bu eski Osmanlı Cihadizmi, cinnetinin dozunu artırıp Avrupa’yı içerden Müslümanlaştırmaya soyunuyor… Bugün geldiğimiz aşamada, islamcıların IŞİD’ci-Nusra’cı B-Planı da çökmektedir ve yıkım, Türk İslamcılarının kapısına dayanmıştır. C-Planı dedikleri ise Avrupa’ya mümkün olduğu kadar Müslüman’ı sokarak her tarafa cami ve mescitler kurup halkı piskolojik yöntemlerle uyuşturmaktır. Daha fazla para yerine, AB ülkelerine serbest girişin dayatılması bu yüzdendir.
    Bu meyanda Cihatçı Akıncı İslamistlerin hükmettiği Türkiye’nin AKP iktidarıyla birlikte yeniden Osmanlı saltanatına doğru geri götürüldüğü artık inkar edilemez bir gerçek! Türkiye, böylece İslamcı gericilikle hesaplaşmasını 220 yıldır hala tamamlayamadan içinde debelendiği uçuruma geri dönmiş oldu!

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin, Mehmet Y. Yıldıran.
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu, Aydın Üzel. S. Ali Kandarlı
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin. Şenay Temel, Adnan Temel. M. Adil Oktan. Durmuş Aslan. Kemal Sade. Nurten sade. D. Elagör. Mustafa Elagör. Senay Elagör

Düşüncelerinizi yazın