HER ŞEY O KADAR AÇIK Kİ!

Her şey o kadar açık ki görmemek için gözlerin kör, vicdanların sağır, akılların esir olması gerekir.

BDP, PKK’ nın Siyasi Partisi;
Ahmet Türk;
“Bu seçim sadece belediye kazanacağımız seçim değil, Abdullah Öcalan’ın elini güçlendireceğimiz referandum olacaktır. Tabii ki hedefimiz KÜRDİSTAN ve KÜRDİSTANİ HALKLARIN demokratik özerkliğe kavuşturulmasıdır.”
Selahattin Demirtaş;
Kürtler artık kendilerini yönetme aşamasına geldi. Devleti beklemek zorunda değiliz. Seçimden sonra demokratik özerkliğe ve ana dilde eğitime başlayacağız.

Aziz ve Necip Türk Milleti;
Yukarıdaki sözleri, adamlar açıkça ve bağırarak söylüyorlar. Sizin buna karşı bir diyeceğiniz yok mu? Saldırı altında olan cennet vatanımızdır, bütünlüğümüzdür. Dedelerimizin her karışını kanlarıyla suladığı, torunlarımızın bize emaneti olan vatanımız. Eğer bu vatanı bizden sonraki nesillerimize daha zengin, daha özgür, daha demokrat vatandaşlarımızın yaşadığı, bir ve bütün Türkiye olarak teslim etmek istiyorsak bu sapıklara, bu emperyalist devletlerin beslemelerine, bu Barzani çocuklarına, bu bölücülere oy vermemeliyiz, verdirmemeliyiz.
AKP ve Erdoğan Türkiye’nin yönetiminde oldukları sürece, ülke bütünlüğümüzün ve iç barışımızın tehlikede olduğunu hiç unutmamalıyız.

AKP, Erdoğan’ın Partisi;
Türk Milleti çok partili siyasi yaşama geçtiğimizden bu yana 12 yılla tek başına iktidar olma olanağını bu bademlere verdi!
Yetmedi, Erdoğan’a da en uzun süre Başbakan olma fırsatını verdi.
Bu 12 yıl boyunca Erdoğan’ın isteyip te yapamadığı, kendisine engel olunan tek bir konu yoktur. Kendi deyişiyle astığı astık, kestiği kestik Padişah gibiydi.

*12 yıllık tek başına AKP İktidarı (1950 de başlayan çok partili yaşamımızın
% 20’ si) sonucu Türkiye’nin getirildiği yerden memnun musunuz?
*Çalışanların, emeklilerin, çiftçinin, köylünün, işçinin, memurun, esnafın, sanayicinin ekonomik durumları düne göre daha mı iyi?
*Hukuk Devleti, Yargı Bağımsızlığı, Devletin Kurumlarının uyum içinde çalışmasından mutlu musunuz?
*Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Türkiye’yi Dış Politikada getirdikleri noktadan memnun musunuz?
*Türkiye Ekonomisinin dünyanın en kırılgan ekonomisi olarak gösterilmesi, paralel devletin işi mi?
*Üretmeyen, sürekli ithal eden bir ekonomi sonucu işsizlik oranının % 9,9’ a, Gençler arasındaki işsizlik oranının % 19,3’e çıkması, sizi gelecek adına ürkütmüyor mu?
*Freedom House 2013 Özgürlükler Karnesine göre, Türkiye’nin 195 ülke arasında 144’ üncü olması sizi rahatsız etmiyor mu?
*Türkiye Başbakanı için yabancı basının sürekli “Yalan söyleyen kişi” demeleri sizi üzmüyor mu?
*Bilal Erdoğan’ın vakfına bir kişinin, bir seferde 100 Milyon Dolar yatırmasını normal mi karşılıyorsunuz?
*Başbakan’ın, Bakanların çocuklarının birdenbire ve haram yoldan süper zenginler sınıfına atlamaları, içlerinden birisinin aylık 60 Bin TL ev kirası vermesi sizce önemli değil mi?
*Çocukları böyle olan kişilerin, ülkeye dürüstçe hizmet edebileceklerine inanıyor musunuz?

Aziz ve Necip Türk Milleti;
12 senedir bu olayları birebir yaşadınız. Her şey o kadar açık ki!
30 Mart seçimlerinde AKP eğer oylarını koruyabilirse, bilin ki bu günleri de mumla arayacaksınız.
Yargıyı da tamamen emri altına alacak Erdoğan, zulmünü gittikçe arttıracaktır.

Türkiye böylesine önemli bir kader seçimine giderken, partilerinin tekrar aday göstermediği bazı sepetlerin, DSP’ den aday olup, AKP’ ye dolaylı hizmet etmelerini de anlamak mümkün değildir.
Bu konuda gerek Erdoğan’ın, gerekse BDPKK nın oynadıkları oyunu önümüzdeki günlerde tek-tek yazacağız. Kendi küçücük kafalarıyla kendi yararlarını, ülke yararlarının önüne koyan bu sepetlerin oyunu tutmayacak ve rezil olduklarıyla kalacaklar…

Son Söz;
Ne Kürtçü-Bölücü Barzani uşaklarının partisine, ne kafalarında Federe İslam Devleti olan bademlerin partisine, ne de kendi mertçe aday çıkaramayıp, dolma tüfeklerle AKP’ye çalışanlara oy verilmemeli, verdirilmemeli.
Kimsenin yararı, Türkiye’nin yararının önünde değildir…

Sağlık ve başarı dileklerimle 18 Şubat 2014
Rifat Serdaroğlu

2 thoughts on “HER ŞEY O KADAR AÇIK Kİ!

  1. HER ŞEY O KADAR AÇIK Kİ!

  2. AKP yönetiminin kullandığı “İmralı barış görüşmeleri” yöntemlerine göre, barıştırılacak taraflardan biri olan Türkler’den herhangi bir heyet ortada görünmüyor!

    R. T. Erdoğan’ın barış masasına oturacak Türk heyeti hala bir muamma! El Kaide ve Nusra terör örgütlerine silah taşıyan, zehirli gazlar sağlayan MİT elemanlarının karşı heyet mi yoksa gözcü mü oldukları, Erdoğan’ın gerçek niyeti gibi derin kuyunun karanlık dibi olmaktan ileriye gidemedi.
     
    Yıllar geçti, imralı’ya giden de Kürt, gelen de Kürt! Çağrılan heyet te Kürt, hapisteki karşı heyet(kişi) de Kürt!
    Düzenbaz Makyavelist Erdoğan’ın Ali Cengiz oyunu yine tuttu: Cezaevinde tutulan Abdullah Öcalan ile dışardan getirilen Kürtlerin, cezaevi görüşme odasında masaya oturtulup, MİT denetiminde, 100 sene evvelki durumlardan daha geri ve resmi olmayan sohbet ve konuşmalarına, “Kürt sorununu çözme” adını vermek, Kürtlerle alay etmektir!
    Kürt sorununu çözme adına entrikalar çeviren ve her kılığa giren Recep T. Erdoğan, Avrupa Birliği ve Amerikayı aldatmak için BDP’yi kullandı.
    ”heyet kurma, İmralıyı ziyaret etme” adına Kürtler oyalandı. Sanki İmralı’da Türk heyeti varda, dışardan bir Kürt heyetinin teşkil edilmesi hilesi ile sorunu sullandıran TC yönetimi, Avrupalıları kandırmakta başarılı oldu. Dış devletler bu oyuna kanarak Erdoğan’ı demokrat sandılar.
     
    Erdoğan bu şekilde zaman kazanarak kendi kişisel paralel devletini Kurdu.
     
    AKP’de simgelen bu yeni Türk rejimi, yalan ile talan üstüne kurulu bir tiyatrodur…Utanma adını taşıyan değer yargısı, ta başında iflas etmiş, hak ve hukuğu olmayan bir sistemden meddet ummak Kürtler’e ihanettir.
     
    İhalelerden gizli pay alma ve Suriye terör örgütlerine satılan silahlardan gelir sağlamada  uzmanlaşan Erdoğan, bu türden başarılı karanlık iş yapma yöntemlerinin bir benzerini de Kürt sorununu çözme adına geliştirdiği planlarda kullandı. Sözde herşey gizli olacak ve insanların bundan bir haberleri olmayacaktı! Sağ gösterilip sol kullanılacak, beyaz denilip siyah anlaşılacaktı!

    TC yönetiminin kullandığı İmralı yöntemlerine göre ortada herhangi bir Türk heyeti yok gibi görünüyor?
    Dünyadaki bütün anlaşma ve barışmalarda en az  2  heyet olur ve bu heyetler barıştırılacak karşıtlardan oluşur: İmralı’da Kürt heyeti varsa, dışardan gidecek olan heyet en azından biraz Türk veya onları temsil eden 3. bir gücün unsurlarını taşıması gerekir.  AKP, önce kendisi bir Türk heyeti kurmalı, ortak bir belgeye imza atmalı ve bu belge yassallaşmadan kesinlikle ileri bir adım atılmamalıdır.
    Tam tersinden bakılırsa, İmralı cezaevinde tutsak bir Türk heyeti veya onu temsil eden bir gücün varlığı varsayılıp, BDP heyeti de Kürtler adına oluşturulmuşsa, bu Türk heyetinin neden hüküm giydiğinin de açıklanması gerekir. Bu durum saçmalıkdan öte sahtekarlığa başvurmak anlamına gelmektedir. Kürt sorunu bu aşamada Kürtler arasındaki bir sorun olmadığına göre başka bir mantık rasyonal değildir.
    Erdoğan, Kürtleri Ali Cengiz oyunları ile resmen oyalamaktadır. Hem oraya çağrılan ve giden Kürt, hem de Cezaevinde masaya getirilen taraf Kürt olduğuna göre, Türk tarafının ortada görünmediği bu türden barış görüşmelerinin deli zırvalıklarından öteye gitmediği aşikardır…
     
    Erdoğan, sorunu Kürtler arasına sıkıştırıp, kendisi de yukarıda durup seyrederek bu oyunu kazandı!

    Suriye’de kullanılan zehirli gazların sorumlusu olduğu ortaya çıkan böylesine bir kişiden meddet ummak saflıktır. R. T. Erdoğan tayfası, Suriye halkına karşı zehirli gazlar kullanan El Nusra, El Kaideye bunları sağlayan güçtür.
    Batı Dünyasını Suriye’ye sokma hedefini güden AKP, zehirli gazları kullandırtan MİT çetelerinin telefon görüşmelerinin NASA tarafından ele geçirilmesi akabinde savaş çığırkanlığında dünya’da birinci olmuştu. Daha sonra, Suudi Arabistan desteği alınarak yapılan bu eylemin arkasında TC olduğu ispatlanınca ABD geri adım atmış ve TC yine yalnız kalmıştı.
    Şimdi, BDP yapılan bütün bu adilliklerden sonra, Erdoğan’ın gibi kendi paralel devletini kurmakla uğraşan bir katilin oyunlarına alet olduğundan dolayı pişmanlık duymalı ve kesinlikle onun tuzağına düşmekten bir an önce vaz geçmelidir. Erdoğan’ın direktifi ile kurulan sözde İmralı heyetleri Kürtler için ölüm demektir.
     
    Kürt’ün, Kürt ile heyet kurarak barış antlaşmasına oturması gibi bir saçmalıkla Türk- Kürt barışı olamaz.
    Erdoğan, Türkler adına heyetler kurup oraya gitmeli ve Kürt heyeti ile barış antlaşmaları imzalamalıdır.
    Sanki, A. Öcalan Türkleri temsil ediyor ve BDP ‘de Kürtleri temsil ediyor gibisinden veya tam tersinden de algılanabilecek bu türden saçmalıkların Kürt halkına bir faydası yoktur. BDP, Erdoğan’ın kişisel oyunlarına alet olmaktan vazgeçmelidir. Erdoğan sözünde durmamaktadır. Kafası zıtlıklarla dolu, siyaha, aynı anda hem beyaz, hemde kırmızı diyecek kadar saçmalıyan bir kişi hiç bir milleti temsil edemez.
     
    Meydanlarda demokrasi yalanları uyduran ve “istiklal savaşı”nın baş komutanı edasında naralar atan Erdoğan bu dünyada ibretliktir. Kürtlere gelince, ”belki yeni iyi bir Türk gelirse kurtuluruz masalı”, tekrarlanan yanılgı, aldatmacadır. Beyninde tümor olan bir sistem başkasını kurtaramaz…!
    Kürtler için en büyük tehlike siyasal alanda sivrilmiş Kürt bireylerinin kişisel kurtuluş tercihlerini yaparak Kürdistanın bağımsızlık umudunu söndürme çalışmalarıdır. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin umutları belirsizliğe ve oyalamaya terk edilmiştir.
    Türkiye’de iktidarı kaybeden Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun sivil partileri tekrar iktidarı yakalamak için çok sinsice Kürtleri kendi amaçlarına alet etmek için çok yoğun çalışmalara başladılar. islamcı geçinen AKP’ce Kemalizm’in cici olarak gösterilmesi bunun ipuçlarını veriyor. Kemalizm tarafından katliamdan geçirilen Kürtler, Kemalizm’in nasıl bir zehir olduğunu çok iyi biliyor. AKP şimdi kemalizmi temsil diyor!
    Bu durum şunu gösteriyor ki, TC Kürdleri Kürtlerin eliyle kontrol altında tutuyor. Türkiye’nin en büyük korkusu kontrol altındaki Kürtlerin Kürtlerin eliyle kontrol edilebilirlik durumunun rayından kaymasıdır. AKP rejiminin İmralı planları bu temelde gerçekleşmektedir.
    Türkiye bir fesat-fitne cumhuriyetidir. İster dini ağırlıklı dikta olsun, ister milliyetçilik ağırlıklı dikta  olsun sonucu felakettir. Bu fitne-fesat cumhuriyeti, mutlaka herhangi bir şekilde sükut etmesi gerekiyor.
    Anadolu’nun isminin Türkiye olması  başlı başına, insanlığa, doğaya yapılan bir ihanettir. Neden Türkiye? Böyle yapay Yabancı uydurması durumların yapay insanından ne köy olur ne kasaba!
    Kürtler bağımsızlığı esas alarak yürümelidirler. Kürtler AKP ci Kemalizm’in de boyunduruğundan kurtulmak zorundadır. Kemalizmi, İslam’ın cici cici renkleriyle boyayıp, kendi diktasını kuran Erdoğan’a hayır demenin zamanı geldi.

    Neo Kemalist Erdoğan’ın, paralel, diagonal veya devlet üstü hareketlerle, kişisel bir yapıya çevirdiği bu TC, Kürtler için bir mezarlıktır. Sokak kabadayısı Erdoğan’ın Kürt halkı ile alay etmesine son verilmelidir.

Düşüncelerinizi yazın