2009 yılında yapılan Yerel Yönetim Seçimlerini dün gibi hatırlıyorum.
Her AKP Adayı, Genel Başkan Erdoğan ile çektirdiği resimleri, boy-boy poster yapar şehrin her yerine asardı.
Posterlerin üzerinde mutlaka “AKP Ampulü” bulunurdu.
Genel Başkanlarının karizmasından, havasından ve partinin gücünden faydalanıp oylarını arttırmak isteyen tüm AKP adayları böyle yaparlardı.
Aradan sadece 5 yıla yakın bir zaman geçti, 30 Mart 2014 Yerel Seçimlerine geldik. Şimdiki afişlere, pankartlara, posterlere bakıyorum. Karizma kötü çizilmiş. Ara ki Erdoğan’ı bulasın! Ara ki “AKP Ampulü” bulasın!
Yok, Erdoğan’ın resmi de, AKP Ampulü de sırra kadem basmışlar…
Eskiden oy getiren Erdoğan, “oy götüren” haline geldiği için, AKP Belediye Başkan Adayları bile kendi Genel Başkanlarının resmini kullanmıyorlar.
Artık posterlerde sadece adayın kendi resmi var.
Özellikle Ege-Akdeniz-İç Anadolu-Karadeniz- Marmara bölgelerinde ve Trakya’da durum böyle. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da illere göre değişiklikler var. Örneğin AKP’nin hezimete uğrayacağı Erzurum’da ki afişlerde Erdoğan yok. BDP’nin seçim kazanacağı illerde Erdoğan resimleri başrolde, hemen yanında Erdoğan’ın dostları olan BDP’ nin Öcalan ve Barzani ’li posterleri var!
Artık bebek katili eşkıya başının ışıklı dev panoları meydanlarda…
Belediye Başkan Adayları afiş-pankart ve posterlerde “AKP Ampulü” de koymuyorlar. Ya sağ alt köşeye, minnacık bir ampul koyuyorlar, ya da yine sağ alt köşeye ufacık “Ak Belediye ile tanışın” diye bir yazı. İkisini de gözlüksüz okumak mümkün değil.
Bu hareketler bile başlı başına, doğru-gerçek sonuç verecek “Seçim Tahmin Anketidirler.”
Niçin AKP’li Adaylar Başbakan Erdoğan’ın resmini posterlere koymuyorlar?
Neden parti amblemlerini kullanmıyorlar?
Utanıyorlar da ondan! Hem Genel Başkanlarından hem de yıllarca emek verdikleri partilerinin bu hale düşürülmesinden utanıyorlar!
Herhangi bir ilçede Belediye Başkanlığına aday olan bir AKP’li, elinde ayakkabı kutusu ile karşısına dikilen bir seçmene cevap veremiyor. En çok; “Bu seçim Erdoğan’ın değil, benim seçimim. Beni tanıyorsunuz, bana oy verin” diyebiliyor. O zaman hemen ikinci soru geliyor; “Bak sen de hırsızlığı kabul ediyorsun.
Sen bizi salak mı sanıyorsun? Dürüst adamsan ne işin var hırsızların içinde” diye.
Bir aday, partisinden ve Genel Başkanından utanmaya başlarsa, tek işi Genel Başkanının hırsızlık iddialarını yanıtlamak olursa, o parti çökmeye mahkûmdur.
Aynen “köküne kibrit suyu” dökülen ağaç gibi, kurur gider…
Benzeri olayları ANAP ve DYP’de yaşamadık mı?
Özal’ın çocukları yolsuzluk çamuruna batınca, Ahmet Özal yabancı bir medya grubuna 600 Milyon Dolar teklif edince;
Tansu Çiller servetini anasının çıkınına bağlayıp, hizmetçisinin adına çiftlik alınca koskoca partiler yok olup gitmediler mi?
Şimdi AKP öyle hale geldi, Bilal oğlan ve sülalesi öyle azıttılar ki, sadece Bilal oğlanın dağıtıp-dağıtıp bir türlü eritemediği para olan 30 Milyon Avro bile Erdoğan Ailesi için “bozuk para” muamelesi görmeye başladı.
AKP artık düşüş yoluna girdi. Geri dönmesi mümkün değildir. Şimdi hesap zamanı geldi.
Tayyip te, Bilal de, Sümeyye de, Burak ta, damatlar-dünürler-yandaşlar- Bakanlar- Parti yöneticileri de, hepsi hesap verecekler.
Yazıyı bir soruyla bitirelim;
Kendi Genel Başkanlarından ve partilerinden utanan AKP’li Adaylar, daha çocuk yaşta Polisin sıktığı gaz fişeği ile yaşamını yitiren Berkin Elvan’dan utanırlar mı? Utanırlar mı, ne dersiniz?
Sağlık ve başarı dileklerimle 12 Mart 2014
Rifat Serdaroğlu
Allah sana uzun ömürler versin Rifat hocam,Seni sevip sayiyor ve herkese tavsiye ediyorum.Saygilarimla
MİLLET ENTELLERE KARŞI 17 Aralıkta ortaya çıkan tapeler ve bazı evlerde bulunan paralardan sonra ah dedim inşallah suçlular cezalarını çekerler. Bütün ümidim önümüzdeki 3 seçimde AKP nin büyük bir oy kaybına uğramasıydı. Ama o günden bu yana 3 ay geçti. İktidar partisinde böyle bir kayıp izlenmiyor. Bazı aydın geçinen sanatcılarımız çözümü nasihatte buldu. AKP ye oy verenler geri zekalıdır deyiverdi. Bazı dinciler çareyi bedduada aradılar.Bazı yazarlar olayı devamlı menfi propaganda ile etkilemeye çalıştı. Hatta aralarında bazıları dış basınla işbirliği yapmaya bile teşebbüs ettiler. Son gelen haberler ise aşırı uçların seçim günü elektrikleri keserek, sandıklarda sahte oy pusulaları kullanarak, olaylar çıkartarak sabotaj girişimlerinde buluncaklarını gösteriyor. Ama çeşitli anket firmaları yine de halkın tercihinde bir değişiklik olmadığını gösteriyor. O zaman kendi kendime NEDEN? dedim. Ben bir zavallı ihtiyarım. Benim düşüncelerimin hiç bir kıymeti yoktur. Ama demokrasilerde son kararı halk vereceğine göre NEDEN halkın düşünceleri etkilenmiyor diye sordum. İşte bana göre sebepler: A) Marmaray açılışına muhalefetten kimse katılmadı? Halk her halde soruyordur kötü bir projemiydi Boğazın altında iki kıtayı birleştirmek? Kuşkusuz hayır. O zaman halkın aklına eski günler gelebilir. Bu kafa; Keban barajı, 1 ve 2.ci köprülere hatta Çırağan oteli ve otoyollara da karşı çıkmışdı. Şimdi de 3.cü köprü ve hava alanına taş koyan bu insanlarla; Türkiye gelişmez işsizlik çözülemez diye düşünüyor olabilir halkım. B)Ama bazı aydın geçinen enteller diyor ki AKP de çevre bilinci olmaması ve ağaç kesimine karşıyız biz. Netekim gezi parkına topçu kışlası yapılmasına bu yüzden karşı çıktık diyor saygın muhalefet. Doğrusu bu laflar bazı gençlere ilginç geleblir. Ama benim gibi yaşlılara asla. 1789 da 3.cü Selim zamanında yapılan, 1940 da Lütfi Kırdar tarafından yıkılan kışlanın yerine çevre bilinci olan CHP neden ağaç dikmedi de İnönünün heykelini dikti sormazlar mı insana? C) İnsan haklarına saygılı, evrensel hukuka uygun yönetilen bir Türkiye herkesin özlemi ülkemizde. Netekim muhalefet her zaman yargıdan şikayetci. Halkım da soruyordur her halde, o zaman neden anayasa komisyonu çalışmalarını baltaladınız. Neden mutabakat sağlanan 60 maddenin geçmesini engellediniz? AİHM eski yargıcı Rıza Türmen “Çağımızda etnik milliyete dayalı vatandaşlık olmaz“ derken ne hakla bizim kırmızı çizgilerimiz var diyorsunuz? Ben Türkiye vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum ama etnik olarak Kürdüm diyenlere hayır sen illaki Türksün demek çağ dışı bir anlayış değil midir? D) Ulusalcıyım diyen bazı partiler diyor ki; AKP Kıbrısı Rumlara Güney Anadoluyu Kürtlere verecek biz buna engel olacağız. Oh ne ala. Ancak hiç bir ulusalcı bunun nasıl olacağını söylemiyor. Hapishaneleri işkencehaneye çevirip, 17000 faili mechul cinayet işleyip, 50 kişiyi asıp, 600000 kişi tutuklanarak ve 30000 kişinin canına mal olan iç savaşı devam ettirerek mi yapılacak bu? Zaten Kürt meselesi ilk defa1984 te bu yüzden ortaya çıkmadı mı? Çözüm iddiasındaki partilerin güney Anadoluda oy oranı % 2-5 arasında AKP ise Kürt partilerle başabaş, bazen de ileri. Acaba Kuzey Irak yönetimiyle iyi geçinip ihracatı 3 milyardan 12 milyar dolara çıkartan ve halkın çoğunluk desteğini alan AKP mi, yoksa o bölgede hiç varlığı olmayan muhalefet mi çözer Kürt sorununu? Kıbrısı Rumlara vereceği söylenen AKP nin bu meselede hiç sorumluluğu olmadığını halk bilmez mi? 1980 darbesini yapıp Türkiyenin AB baş vurusunu engelleyenler, Yunanistanın NATO ya girmesini önleyen veto yu kaldırıp önce Yunanistanın sonra da Kıbrısın AB ye girmesine yol açmadı mı? E)Bir başka entel de diyor ki Cumhuriyet döneminin en kötü ekonomisi bu iktidar döneminde yaşanıyor. T.L. en fazla AKP döneminde değer kaybetti. 10 yıl evvel bir simiti 1000000 liraya alan halk da soruyor. Sakın Kıbrıs ve Kürt sorununda yalan söyleyenler Ekonomik konularda da iftira atıyor olmasınlar? IMF borcu olmayan, milli geliri ve ihracatı dörde katlanan Türkiye mi yoksa 70 sente muhtac olan Türkiye mi daha iyi yönetiliyor sanırsınız halk nezdinde. Sıcak para, dış borç gibi abstre kavramları öne sürenler halkı geri zekalı sanıyor. Sıcak para ile T.C. Merkez bankası rezervleri 25 den 135 milyar dolara çıkmaz. 275 milyar dolar dış taahhüd alan, yurt dışında yıllık 150 milyar dolarlık bir ekonomi yaratan özel teşebbüsün devlet garantisi olmayan borçları asla dış borç sayılamaz. Ayrıca dünya ekonomi literatüründe dış borçlar mutlak rakkamlarıyla değil milli gelire oranlarıyla değerlendirilir. F)Bazen öyle olaylar oluyor ki halkın bunlar yalancı değil kara cahil diyesi geliyor. Örneğin bir AKP li Allahın bütün sıfatları Tayyip Erdoğanda toplanmış deyince din cahilleri AKP nin Başbakanı Allahlaştırıp şirke düştüğünü belirten bir yazı yazıyor. Din cahili adam Allahın sıfatlarının insanlarda tezahür ettiğinin farkında değil. O zaman oğullarına Emin, Metin,Sıddık, Rahmi, Mümin, Alim diye isim koyanlar şirke mi girmiş oluyor? G)Din cahili olmaları önemli değil ama ekonomi cahili bir partiye ülke emanet edilemez. Muhalefet iktidara gelince mazotun fiyatını 1.5 liraya düşürecek, güney doğuda devlet eliyle yatırımlar yapacak, yabancı sermaye yatırımlarını yasaklayıp mevcutları devletleştirecekmiş. O zaman halk neler olacağını yaşam tecrübesiyle biliyor. Her sene T.L. nin arkasına bir sıfır eklenip bir simidi 1 milyon liraya alırız. H)1970 li yılların sonunda Türkiyenin başında namuslu dürüst bir başbakan vardı. Yunanistanda ise rüşvetci, zampara, yalancı, sui istiamalci, kayırıcı bir adam. Bu adam ülkesini AB üyesi yapıp 150 milyar Euro kazandırdı bizimkisi de 70 sente muhtac bıraktı. Bazen sorarım namuslu mu bilgili mi insanlar yönetime gelmeli. Esin cevabım bilgililer. BirincilerTürkiyenin tank modernleştirme ve insansız hava aracı ihalelerini yurt dışı ülkelere verir ülke devamlı kaybeder. İkinciler ise bu işleri yurt içinde üretir. Soyguncular mutlak adaletin eline düşer hesap verir ama yurt dışında yapılan işlere verilen para geri dönmez.
PARTİSİNDEN UTANANLAR