Altınıza son model arabalar verdik. 5 Yıldızlı otellerde ağırladık. Karşınıza, soru sormayan sadece dinleyen ve alkışlayan klonlanmış kişileri koyduk.
Ellerinde Türk Bayraklarıyla sizi protesto etmeye kalkışan ve kendilerine “Vatansever” diyen hainleri(!), destan yazan polisimize dövdürdük.
Bütün Türkiye’yi dolaştınız. Erdoğan-Barzani-Öcalan ortaklığının sözcülüğünü yaptınız, onların zehirli fikirlerini ülkemizin her yerine serptiniz.
Sonra raporlarınızı yazdınız, tekrar Dolmabahçe Sarayında konuk edildiniz, ıksırıncaya-tıksırıncaya kadar yediniz-içtiniz ve görevlerini yapmış insanların rahatlığıyla evlerinize döndünüz.
Aradan çoook zaman geçti. Neredesiniz, sizleri çok özledik. 63 kişilik grubunuzun içinde, Cemaat’ in adamları vardı. Onlar hala “Akil İnsan” olmayı sürdürüyorlar mı?
Erdoğan, Cemaat mensuplarına; Haşhaşin- Ajan- Çete- Casus diyor!
Siz şimdi “Akil İnsan mısınız” yoksa Erdoğan’ın dediklerinden misiniz?
17 Aralık Yolsuzluk operasyonundan önce sizler Erdoğan için Akil İnsan idiniz. AKP nin yolsuzluk- hırsızlık ve rüşvet pislikleri ortaya çıkınca Erdoğan sizi uyuşturucu kullanan katillere benzetti.
17 Aralık operasyonundan evvel sizler için Erdoğan; Tüm İslam ülkelerinin sevgilisi, askeri vesayeti yıkan delikanlı, ileri demokrat eşbaşkan idi. 17 Aralıktan sonra adamı ve tüm ailesini hırsız ilan ettiniz. Yayınladığınız ses kasetleriyle adamın kriptolu telefonunu bile dinlediğinizi, Bilal oğlanın sesinden anladık.
İnanın bu konularda ne düşündüğünüzü çok merak ediyoruz. Odundan ses geliyor, sizden tık yok! Neredesiniz yahu, sizi çok özledik…
Örneğin, Rifat Hisarcıklıoğlu;
Rifat Başkan siz ne diyorsunuz bu işlere? Bir kolunuza Lale Mansur’u, diğer kolunuza Kadir İnanır’ı taktınız, “Açılım” denen zehirli süreci Türk Milletine yutturmaya kalktınız.
Ne dersiniz, Hırsızlar demokratik açılım yapabilir mi? Soyguncular, Katiller demokrasinin standardını yükseltebilir mi? Bu yağma-soygun düzeni size
uygun mu? Tayyip Abiniz ile aranız nasıl?
1,5 Milyon Kobi’yi bünyenizde barındırdığınızı söylüyorsunuz. İyi de niçin susuyorsunuz?
Hem demokrasi diyeceksiniz, hem de Cumhuriyet Tarihinin en büyük tutardaki soygun iddiaları ve Savcı Fezlekeleri için konuşmayacaksınız.
Korkmayınız Başkan Bey, giyin kahverengi pantolonunuzu, önce kuvvetli bir şekilde öksürün ve konuşun. Hırsızdan, demokrat olur mu?
Örneğin, Deniz Ülke Arıboğan;
Sayın Profesör, Mithat Sancar ve Ali Bayramoğlu ile Marmara Bölgemizin en güzel otellerini gezdiniz.
“Her şeyi bilen kişi” pozunuz ve havanızla bize açılımı anlattınız. Bu arada Merkez Sağda bir partinin başına geçmeyi hedeflediniz, tutmadı. Işıkçılar Tarikatının Gazetesine büyük reklamlarla gittiniz, oradan da ayrıldınız.
Siz her şeyi bilirsiniz ya, niçin konuşmuyorsunuz?
Sizin, meslek ahlakınız gereği, topluma bu hırsızlıkları anlatmanız gerekmez mi?
Siz söyleyin bari: Hırsız ve Katiller ülkemizin demokratik standardını yükseltebilirler mi?
Örneğin, Orhan Gencebay-Hülya Koçyiğit;
Değerli sanatçılarımız; İyi misiniz, hoş musunuz? Sesiniz çıkmaz oldu.
Hem Saraylarda ağırlandınız hem çıkışta bizlere demokrasi dersi verdiniz.
Sizler sanatçılar olarak, öngörüsü olan ve Türk Milletini iyi tanıyan kişilersiniz.
Ne yapalım şimdi? Çalıyorlar ama çalışıyorlar mı, diyelim?
Yoksa bunlar çok çalıyorlar ama az çalışıyorlar mı diyelim? Lütfen bizi merakta bırakmayın. Hele sen Orhan Baba, sen ne diyorsun? Hırsızdan ve Katilden demokratik açılım gelebilir mi?
Yoksa şimdi “Batsın Bu Dünya” mı, diyeceğiz?
Hey Erdoğan’ın Akil İnsanları, neredesiniz? Sesimi duyuyor musunuz?
Orada kimse var mı? Yoksa sizler şimdi sıfırlama görevinde misiniz?
Not:1
Güneydoğu’daki Nevruz kutlamalarını izliyor musunuz? Bir gecede on binlerce
mermi yakılıyor. Bolluğa bak, sanki mermiler tarlada yetişiyor veya orada silah taşımak serbest! 30 Mart’tan sonra bu mermiler Türk Askerine, Türk Polisine atılacak. Delikanlı Erdoğan bunları görmez ama İzmir’deki kadının
orta parmağı ile uğraşır. Ya bölgedeki Vali ve Komutanlar ne iş yaparlar?
Not:2
AKP’nin TBMM Grup Başkan Vekilleri;
Bugün, sakın ola ki Fezlekeleri okutmayın. Orada kendinizi parçalayın ama fezlekeleri açıklatmayın.
Aman Egemen’i-Muammer’i-Zafer’i ve TOKİ’ ciyi iyi koruyun. Çok sıkılırsanız ve dara düşerseniz, Türk Milletinin a..na koymak isteyen adamlarınızı da çağırın. Sizlerden başlasınlar, sizlerde rahatlayıverin gari…
Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Mart 2014
Rifat Serdaroğlu
En tepede oturan insanın ortalığa saçılan akıllara ziyan “para sıfırlama!” tapelerinden sonra bile en ufak bir utanma duygusu yaşamadan meydanlarda hala bağırıp çağırabilmesi, meydanları dolduran kalabalıkların hala onu delicesine alkışlaması tam bir kepazelik ve doğrusu dayanılır şey değil…
Sizin o “çok özledikleriniz!” ise maşallah dut yemiş bülbül oldular. Yazık bu ülkeye, yazık!
NEREDESİNİZ, ÇOK ÖZLEDİK
Siz “paralel”e bakın, “dikey”den zarar gelmez(!)..
Güneydoğu’da Amed merkezli bir “Dikey Devlet” kaçak inşaat gibi yükseliyor. Apo ile her görüşme sonunda bir kat daha çıkılıyor. Dikey Kuzey Kürdistan’ın Devlet Sarayı, Çankaya Köşkü ile boy ölçüşüyor…
Ama olsundu, nasıl olsa yatay değil dikey bir devletti, korkacak bir durum yoktu…
Siz asıl yatay devletten korkun, sakın ondan gözünüzü ayırmayın(!)..
Şu kadarını da söyleyeyim: Bu “İleri Demokrasi” gibi, bir “İleri 28 Şubat”tır.
Tayy-up da Feto da efendilerinin verdiği rolü oynuyor. Bu arada, bir şekliyle Devlet Kademelerinde yer bulmuş, hala vatan/milleti koruma/gözetme refleksine sahip dürüst bürokratlar kıyıma uğruyor. Bunun cemaatçilikle alakası, sadece kıyıma kılıf uydurmaktan ibaret…
İşin aslı şudur: ABD, 100 yıl sonra Sevr’i yeniden yürürlüğe koyma projesi olan BOP dâhilinde Türkiye’yi bölmeyi kafasına koymuş; bunu seçtiği siyasi aktörler eliyle “Turuncu Devrim”le yapmayı planlamış. Bizimkine de “Eşbaşkanlık” görevi vermiş. Önce bunun önündeki en büyük engel TSK’ni çökertme/bağımlılaştırmak için, operasyon (Ergenekon, Balyoz…) yaptılar, şimdi de sıra Devletin diğer önemli kurumları olan Emniyet ve Yargı’yı çökertmeye geldi; bu sefer de, aldatarak TSK’yı çökertmede kullandıkları dürüst bürokratları cemaatçi yaftasıyla tasfiye ediyorlar. Silahlı Kuvvetleri, Emniyeti, Yargısı yıpratılan/güvenilirliğini kaybeden bir Devleti parçalamak çok daha kolay olacaktır…
Araştırılsın, bu kıyıma uğrayanların belki %10 bile cemaatçi değildir.
Nitekim, Tunceli’ye sürgün yiyip, emekli olmak sorunda bırakılan İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer:
“Biz Başbakana rağmen bir tutuklama yapmadık. Başbakan bize tutuklayın dedi tutukladık. Tüm tutuklama emirlerini Başbakan biliyordu. Ben tutuklama fetişisti olmadım hiç. Oda TV soruşturması Başbakanın talimatıyla yapılmıştır. Asıl kırılma İlker Başbuğ’un tutuklanmasıyla başladı. İlker Başbuğ dosyası Başbakana arz edildi. Başbakanımızın talimatı mutlaka tutuklansın olmuştur. Başbakan hemen tutuklanmanın akabinde açıklama yaptı herkes alt üst oldu. Hem tutukla diyorsunuz hem de Türk toplumuna bambaşka bir açıklama yapıyorsunuz. Ya söylediğinizin arkasında durun yada yargı sürecini bağımsız bırakın. Başbakanın açıklamaları teşkilatı şoke etti ve Ergenekon sürecini sabote etti. Ergenekon, İnternet Andıcı, Başbuğ’un tutuklanması, Oda TV, KCK gibi operasyonlarda bütün bu tutuklamalardan Başbakanın bilgisi vardı…” diyor ve ilave ediyor:
“Türkiye’de bir bürokrat olarak benim kadar seçilmiş hükümetine bağlı ve ondan istikamet alarak soruşturmaları yönetmiş ve bedel ödemiş başka biri de olmadı…”
Öyle bir durumla karşı karşıyayız ki. artık Başbakan’ın neyi yalan söylediğini değil, neyi doğru söylediğini merak eder olduk…
Benden size bir ipucu: Elinde bir mikrofon, halka açık bir meydanda ve gayet emin bir tonda bir şeyler söylüyorsa, bilin ki mutlaka yalan söylüyor; ama biraz mahcup, biraz zorlamalı bir tonda konuşuyorsa, işte o söylediği doğrudur. İnanmayan aşağıdaki linki ziyaret etsin:
kaleminiz saolsun.
Date: Wed, 19 Mar 2014 03:24:13 +0000
To: kilincer1946@hotmail.com