HUKUK YOKSA HAYAT TA YOK

Dünya kurulduğu andan günümüze kadar her türlü doğal afete, savaşlara, yıkımlara rağmen insanoğluna sürekli olarak hayat vermeye devam etmiş,
çeşitli medeniyetlere beşiklik etmiş bir coğrafyada yaşıyoruz.
İslam inanışına göre, dört kutsal kitabın indirildiği, dünyadaki çok çeşitli tohumların üretildiği, yeraltı zenginliklerinin ve enerji kaynaklarının büyük bir kısmının bulunduğu bir coğrafyadır burası.

Bir ülkenin uygarlık göstergesi sadece bilim-zenginlik-mimari-müzik-felsefe-edebiyat ve benzerleri değildir. Bunların yanında en az onlar kadar önemli bir diğer gösterge daha vardır. O da HUKUKTUR.
Hukuk, çağdaş bireyler için hava kadar, su kadar ekmek kadar önemlidir.
Uygar ülkelerin hukuku da, ülke yönetimlerinin hukuka bağlılığı da uygar olur.

Hukuk Tarihinde kısa bir gezi yapalım mı;
-Hitit Kanunlaştırma hareketleri M.Ö XIV. Yüzyılda sistematik bir hale dönüşmüştür. Öyle bir hukuk bilinci ki, kölelere bile haklar sağlıyor.
Kralı denetleyen Panku adındaki meclis, Kralı tahttan indirebiliyordu.
-Ur-Sümer-Akkad ülkesi Kralı Nammu’nun kanunlaştırma çalışmaları M.Ö 2100 yılında yayınlanmıştır. Daha sonra yenilenerek Lipit-İştar Kanunnamesi adını almış ve Hak-Adalet kavramlarının önemi vurgulanmıştır.
-Arkasından Hammurabi Kanunları bu toprakların ve dünyanın, bilinen en eski sistematik hukuk anıtı olarak M.Ö 1175 yılında yürürlüğe girmiştir.
-Ve bugünkü Batı Hukuk Sisteminin temel kaynağı olan 529 tarihli“Corpus Juris Civilis “ ve 534 yılındaki “Justinianus Kodifikasyonu”.
İstanbul’da bu çalışmayı yapan heyetin o zaman ki çalışma mekânı, bu günkü İstanbul Üniversitesi Merkez Binası…
-Türkler İslam dinine geçince, İslam Hukuk Sistemine girdiler. İslam Hukukunun temel kaynakları; Kur’an-Sünnet-İcma-Kıyas idi. Bu kaynaklar, yaşadığımız coğrafyanın eski hukuk sistemi ile harmanlanmıştı.
-İslam Hukuku-Roma Hukukunun etkileşiminin daha da ilerisine gidebilen Osmanlı, Örfî Hukuk (Akla dayanarak, İslam Hukukunun düzenlemediği konularda konulan kurallar) sistemini kurarken, Doğu Roma Hukuk Sistemini örnek almıştır.
-Batı’da XVIII Yüzyılda başlayan kanunlaştırma hareketleri Osmanlıyı da etkiledi ve Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir heyet dokuz yıl çalışarak Mecelle’ yi tamamladı. Mecelle 1926’ ya kadar yürürlükte kaldı.
-Cumhuriyetle birlikte “Şer’i Hukuk” terkedilerek, “Pozitif Hukuk” denen modern ve çağdaş hukuka geçildi.
Görüldüğü gibi Hukuk Geleneği bu toprakların ruhuna işlemiştir. Henüz Roma XII Levha Kanunları dikilmemişken, henüz Atina’da Solon yokken, Anadolu da hak ve hukuk bilinci gerçekleşmişti.

Bu coğrafyada “HUKUK” her zaman var olmuştur.
Fakat Demokratik rejimle yönetimlerin işbaşına geldiği andan bugüne dek,
AKP İktidarı kadar HUKUKU KATLEDEN bir iktidar gelmemiştir.

Değerli Okurlar;
Ülkemiz, bu günlerde hukuk tarihinin en acıklı günlerini yaşamaktadır.
*Türkiye’de bugün Yargı Bağımsız değildir. Adalet Yoktur.
*Türkiye’de dengesini ve doğru düşünme yetisini kaybetmiş bir iktidar, hukuku katletmektedir.
*AKP İktidarı, dünyanın gözü önünde davalara doğrudan müdahale etmekte, Yargıç ve Savcıları sürmekte, Mahkeme kararlarının uygulanmaması için Polise emir vermektedir.
*Bir yolsuzluk çetesi ülkeyi soymakta, açıkça milletin hakkına tecavüz etmektedir.
*Anayasa ve yasalar, iktidar tarafından adeta paspas edilircesine çiğnenmektedir.
*İktidar, Hitler zamanında kitap yakılması benzeri, Twitter’ı yasaklamıştır.
*Medyanın büyük bir kısmı “Hırsızlık Paralarıyla” satın alınmış, diğerleri ise devlet gücüyle çöktürülmüştür.

Türkiye’de, TÜRK MİLLETİ adına görev yapan Sayın Yargıçlar-Savcılar.
Türk Bağımsız Yargısının tepe noktalarında bulunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı-Danıştay-Yargıtay-Sayıştay Başkanları;
Türkiye; Hukukun AKP İktidarı tarafından bilerek ve isteyerek katledildiği,
Çoğunluk Türklerin, azınlık bir sosyo-etnik cunta tarafından her gün bayrağımıza ve değerlerimize küfredildiği bir neo-baas rejimine döndürülmüştür.

Allah Aşkına, sizler yaşıyor musunuz?
Eğer AKP İktidarının yaptıklarını onaylıyorsanız, çıkın Türk Milletine bunu söyleyin.
Onaylamıyorsanız, niçin susuyorsunuz? Yapılan yanlışları Türk Milletine niçin anlatmıyorsunuz?
Bir araya gelip, Türk Milletine ve Türk Tarihine, gerçekleri bir bildiri ile anlatmaktan aciz misiniz?
Anayasa ve Yasalarımızın sizlere verdiği yetkileri kullanıp, ülkeyi soyan hırsızları niçin yakalamıyorsunuz? Mahkeme kararlarını uygulatmayan siyaset çakallarını niçin gıyaplarında yargılayıp, mahkûm etmiyorsunuz?

Biz gayet iyi biliyoruz ki; Hukuk yoksa Hayat ta yoktur. Sizler bilmiyor musunuz?

Not; Her hava sahamızı ihlal eden uçağı düşürseydik, Ege Denizi “Yunan Uçakları mezarlığına” dönerdi. Amacının Türkiye’yi korumak olmadığını hepimiz biliyoruz. Dostun Barzani’nin bölgesinden gelen yüzlerce PKK militanı, her gün sınır güvenliğimizi ihlal etmiyor mu? Senin adamların olan El Kaide katilleri sınırımızı yolgeçen hanına çevirmediler mi? Ege’de ki 16 adaya Yunanistan el koymadı mı? Hırsızlıkları örtmek için Suriye ile savaş çıkaracaksan, yanına
Bilal oğlanı, Reza’yı, Yasin El Kadı’yı, küfürbaz boyundan kafalı Muammeri,
ağız ishali olmuş Egemen’i, saatçi Zafer’i, TOKİ’ci Erdoğan’ı al gir, kendin savaş.
Ne olsa ser ’de delikanlılık yok mu? Yoksa o da kalmadı mı?

Sağlık ve başarı dileklerimle 24 Mart 2014
Rifat Serdaroğlu

3 thoughts on “HUKUK YOKSA HAYAT TA YOK

  1. HUKUK YOKSA HAYAT TA YOK

  2. HUKUK YOKSA HAYAT DA YOK | Prof. Dr. Ahmet SALTIK

  3. Yoksa, Fatih Altaylı’nın yazdığı gibi “Başkan’ın Adamları” filmi mi oynanıyor?
    İki önemli soru:
    1- Suriye’nin düşürdüğü Türk Uçağı, Suriye sınırını ihlal etmediyse, neden Suriye karasuların düştü?
    2- Türkiye’nin düşürdüğü Suriye Uçağı, bizim sınırımızı ihlal ettiyse neden Suriye topraklarına (1800 m.) düştü?
    Görünen o ki, rezillikleri ortaya çıktıkça kapatmakta zorluk çeken Erdoğan, “Wag The Dog” filminden medet ummaya başladı. Ama bir farkla ki: “Başkanın Adamları” sanal alemde bir savaşla günü kurtarıyordu; bizimkisi kendini kurtarmak adına, top yekun Ülkemizi tehlikeye atıyor.
    Bu bana eski bir hikayeyi hatırlattı:
    Vaktiyle alin ve fâdıl bir zat vardır, devrin padişahı onu vezir yapmak istemektedir. O ise, Dünya Sevgisinin tehlikelerinden korktuğu için bir türlü bu görevi kabul etmemektedir.
    Padişah bir gün bunu iftara davet eder; o da “bir iftardır, katılsam birşey olmaz” diye düşünerek” iftara katılır ve sarayın leziz yemeklerinden tadar. Ertesi gün padişaha gidip vezirliği kabul ettiğini söyler ve iyi bir maaşla göreve başlar.
    Bir müddet sonra,maaşına zam ister, verirler. Bu istek sık sık tekrar edilince padişah sorar: Hani sen zahit ve abid bir Zat idin, bu aç gözlük nedir?
    Cevap çok manidardır: “Padişahım, ben bu makama ahiretimi verdim, ahiretin bedeli bu kadar ucuz olmaz!..”
    Erdoğan da, bu makamı neyin karşılığında aldığını biliyor; birazcık akıl varsa, cukkasını dolduracak. Yaptığı da ondan ibaret. Ama “birazcık akıllı” değil de “gerçek akıllı” akıllı olsaydı: “Hiçbir zaman, fani olanın baki olana değişilmeyeceğini” anlardı.
    Daha da kötüsü, kendi ahiretini feda ettiği yetmiyormuş gibi, göz göre göre Ülkemizi de feda ediyor.
    Daha da acı yanı, millet “Wag The Dog” seyreder gibi seyrediyor!..

Düşüncelerinizi yazın