Nefis bir Roman şarkısıdır “Yorganda Kene Var, Kopar Kopar Gene Var.”
Bizim Badem Takımının yorganında o kadar çok kene var ki, kopar-kopar bitmiyor, yaptıkları yanlışları düzel-düzelt bitmiyor.
Hiçbir demokratik ülkede olmayacak işler oluyor, söylenmeyecek sözler söyleniyor, duvarın yüzü olsa kızaracak, bizim Bademlerin umurunda değil.
-Başbakan Erdoğan, oğlu ile zuladaki avanta paraların “sıfırlanması” hesabı yapıyor.
-Başbakan Erdoğan’ın kızı, amca dediği işadamıyla Villaların yapım işlerini konuşuyor.
-Başbakan Erdoğan’ın Damadının Gazetesi için, devletten iş alan kişiler 630 Milyon Dolar haraç verdiklerini kabul ve ilan ediyorlar.
-Başbakan Erdoğan, “Kuvvetler Ayrılığı” bize ters gelir, diyor.
-Başbakan Erdoğan ve Bakanları, “Yargı Kararına Saygı duymuyoruz” diyorlar, hem de defalarca.
Tüm bu ve benzeri “Keneleri” yakalayıp, temizleriz ama şimdi anlatacağım olayın gideceği yer, Türk Mahkemeleri değil, “Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesidir.”
Dünyaca ünlü Gazeteci Seymour M. Hersh, “London Review of Books” sitesinde yayınlanan “The Red Line and the Rat Line” (Kırmızı Çizgi ve Pislik Çizgisi diye çevrilebilir) adlı makalesinde Türkiye’yi sarsacak bir iddia ortaya attı.
Hersh, geçtiğimiz Ağustos ayında Suriye’nin Şam Kenti banliyösü Guta da,
SÂRİN Gazı ile öldürülen pek çok sivilin ölümüyle sonuçlanan saldırının arkasında Erdoğan Hükümetinin olduğunu öne sürdü.
Hersh, Erdoğan Hükümetinin bu saldırıyı El-Kaide’ye bağlı El-Nusra örgütüne yaptırdığı ve amacının ABD’ nin Suriye’ ye saldırması olduğunu da yazdı.
İngiliz İstihbaratı, katliamda kullanılan gazdan örnekler almış ve bunların Suriye envanterindeki gazlarla uyuşmadığını saptamıştı. Bu bulgu Pentagon’da kuşkuları arttırmış ve Suriye’ye yapılan saldırı ertelenmişti.
Amerikan İstihbaratının verdiği bilgiye göre, Erdoğan’ın geçen yılki Washington ziyareti sırasında bir yemekte buluşmuşlar ve yemekte Obama, Fidan’a “Suriye’de radikallerle ne yaptığınızı biliyoruz” demişti…
Umarız ve temenni ederiz ki, bu iddialar doğru değildir. Başbakan Erdoğan’ı bir “Savaş Suçlusu” olarak yargılanırken görmek, onun bir türlü söyleyemediği “Türk Milletinden” olan hiç kimseyi memnun etmez.
Fakat Erdoğan’ın ve “Pers Prensinin” daha önce yaptıkları işleri hatırlayınca insanın kafası karışıyor!
*Türkiye’nin güney sınırının adeta Peşaver’e döndürülüp, El-Kaide Terör örgütünün ve yan kuruluşlarının serbestçe girip-çıktıkları bir hale gelmesinin sorumluları kimlerdir?
*Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatında görevli Büyükelçi Tacan İldem; “Reyhanlı’da 57 Türk Vatandaşının ölümü ile sonuçlanan bombalı saldırıyı El-Kaide Terör Örgütü yaptı” dedi.
Hemen dakikalar sonrasında TC Dışişleri Bakanlığının kendi Büyükelçisini yalanlayarak, “Hayır, Reyhanlı saldırısını El-Kaide yapmadı, Suriye yaptırdı” demesinin arkasındaki korku ve telaşın uluslararası ilişkilerdeki anlamı çok açıktır. Bu ifade “El-Kaide bize saldırmaz, adamımızdır” demektir.
*Dışişleri Bakanlığının yasa dışı olarak dinlendiği ve kamuoyuna servis edilen konuşmada, Fidan’ın sözlerini hatırlıyor musunuz?
Bu dinlediklerimiz eğer doğru ise kendi ülkesine füze atacak, kendi askerine saldırı düzenleyecek kadar gözü dönmüş bir devlet memurunun ve dünya dengeleri hakkında hiç bilgisi olmayan Başbakan’ın neler yapabileceğini düşününce ürpermeden edemiyorum.
Değerli Okurlar;
Hersh’in iddiaları çok ciddi iddialardır ve bizzat Başbakan Erdoğan tarafından açıklama getirilmelidir.
Kimsenin ama hiç kimsenin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin itibarını, Krallıkla yönetilen Arap Ülkelerinden daha aşağılara atmaya hakkı yoktur.
Elbette ki bunun da hesabı sorulacaktır.
Erdoğan ve Fidan şunu unutmamalıdırlar. Bu korkunç ithamı da “Paralel” “Haşhaşin” diyerek atlatamazsınız.
Nasıl ki bizde katıldığı her toplantıyı kayıt altına almakla ünlü devlet görevlileri varsa, adım gibi eminim ki, Obama ile yenen yemek-orada konuşulanlar- azarlanan yetkililer, hepsi kayıt altına alınmıştır. Hem de renkli olarak!
Bu yüzden açıklama yaparken çok dikkatli olunmasında yarar vardır.
Tape’lerimizi görüntülü olarak bir de dünya sinemalarında seyretmeyelim.
Roman Açılımı yapılırken, Erdoğan’ı öpen Kiboş ne diyordu?
Yorganda Kene Var, Kopar Kopar Gene var…
Ne keneymiş be, öyle bir yapışmış ki, bir türlü düşmedi yakamızdan yahu…
Sağlık ve başarı dileklerimle 08 Nisan 2014
Rifat Serdaroğlu
YORGANINDA KENE VAR
AKP yönetiminin kullandığı “İmralı barış görüşmeleri” yöntemlerine göre, barıştırılacak taraflardan biri olan Türkler’den herhangi bir heyet ortada görünmüyor!
R. T. Erdoğan’ın barış masasına oturacak Türk heyeti hala bir muamma! El Kaide ve Nusra terör örgütlerine silah taşıyan, zehirli gazlar sağlayan MİT elemanlarının karşı heyet mi yoksa gözcü mü oldukları, Erdoğan’ın gerçek niyeti gibi derin kuyunun karanlık dibi olmaktan ileriye gidemedi.
Yıllar geçti, imralı’ya giden de Kürt, gelen de Kürt! Çağrılan heyet te Kürt, hapisteki karşı heyet(kişi) de Kürt!
Düzenbaz Makyavelist Erdoğan’ın Ali Cengiz oyunu yine tuttu: Cezaevinde tutulan Abdullah Öcalan ile dışardan getirilen Kürtlerin, cezaevi görüşme odasında masaya oturtulup, MİT denetiminde, 100 sene evvelki durumlardan daha geri ve resmi olmayan sohbet ve konuşmalarına, “Kürt sorununu çözme” adını vermek, Kürtlerle alay etmektir!
Kürt sorununu çözme adına entrikalar çeviren ve her kılığa giren Recep T. Erdoğan, Avrupa Birliği ve Amerikayı aldatmak için BDP’yi kullandı.
”heyet kurma, İmralıyı ziyaret etme” adına Kürtler oyalandı. Sanki İmralı’da Türk heyeti varda, dışardan bir Kürt heyetinin teşkil edilmesi hilesi ile sorunu sullandıran TC yönetimi, Avrupalıları kandırmakta başarılı oldu. Dış devletler bu oyuna kanarak Erdoğan’ı demokrat sandılar.
Erdoğan bu şekilde zaman kazanarak kendi kişisel paralel devletini Kurdu.
AKP’de simgelen bu yeni Türk rejimi, yalan ile talan üstüne kurulu bir tiyatrodur…Utanma adını taşıyan değer yargısı, ta başında iflas etmiş, hak ve hukuğu olmayan bir sistemden meddet ummak Kürtler’e ihanettir.
İhalelerden gizli pay alma ve Suriye terör örgütlerine satılan silahlardan gelir sağlamada uzmanlaşan Erdoğan, bu türden başarılı karanlık iş yapma yöntemlerinin bir benzerini de Kürt sorununu çözme adına geliştirdiği planlarda kullandı. Sözde herşey gizli olacak ve insanların bundan bir haberleri olmayacaktı! Sağ gösterilip sol kullanılacak, beyaz denilip siyah anlaşılacaktı!
TC yönetiminin kullandığı İmralı yöntemlerine göre ortada herhangi bir Türk heyeti yok gibi görünüyor?
Dünyadaki bütün anlaşma ve barışmalarda en az 2 heyet olur ve bu heyetler barıştırılacak karşıtlardan oluşur: İmralı’da Kürt heyeti varsa, dışardan gidecek olan heyet en azından biraz Türk veya onları temsil eden 3. bir gücün unsurlarını taşıması gerekir. AKP, önce kendisi bir Türk heyeti kurmalı, ortak bir belgeye imza atmalı ve bu belge yassallaşmadan kesinlikle ileri bir adım atılmamalıdır.
Tam tersinden bakılırsa, İmralı cezaevinde tutsak bir Türk heyeti veya onu temsil eden bir gücün varlığı varsayılıp, BDP heyeti de Kürtler adına oluşturulmuşsa, bu Türk heyetinin neden hüküm giydiğinin de açıklanması gerekir. Bu durum saçmalıkdan öte sahtekarlığa başvurmak anlamına gelmektedir. Kürt sorunu bu aşamada Kürtler arasındaki bir sorun olmadığına göre başka bir mantık rasyonal değildir.
Erdoğan, Kürtleri Ali Cengiz oyunları ile resmen oyalamaktadır. Hem oraya çağrılan ve giden Kürt, hem de Cezaevinde masaya getirilen taraf Kürt olduğuna göre, Türk tarafının ortada görünmediği bu türden barış görüşmelerinin deli zırvalıklarından öteye gitmediği aşikardır…
Erdoğan, sorunu Kürtler arasına sıkıştırıp, kendisi de yukarıda durup seyrederek bu oyunu kazandı!
Suriye’de kullanılan zehirli gazların sorumlusu olduğu ortaya çıkan böylesine bir kişiden meddet ummak saflıktır. R. T. Erdoğan tayfası, Suriye halkına karşı zehirli gazlar kullanan El Nusra, El Kaideye bunları sağlayan güçtür.
Batı Dünyasını Suriye’ye sokma hedefini güden AKP, zehirli gazları kullandırtan MİT çetelerinin telefon görüşmelerinin NASA tarafından ele geçirilmesi akabinde savaş çığırkanlığında dünya’da birinci olmuştu. Daha sonra, Suudi Arabistan desteği alınarak yapılan bu eylemin arkasında TC olduğu ispatlanınca ABD geri adım atmış ve TC yine yalnız kalmıştı.
Şimdi, BDP yapılan bütün bu adilliklerden sonra, Erdoğan’ın gibi kendi paralel devletini kurmakla uğraşan bir katilin oyunlarına alet olduğundan dolayı pişmanlık duymalı ve kesinlikle onun tuzağına düşmekten bir an önce vaz geçmelidir. Erdoğan’ın direktifi ile kurulan sözde İmralı heyetleri Kürtler için ölüm demektir.
Kürt’ün, Kürt ile heyet kurarak barış antlaşmasına oturması gibi bir saçmalıkla Türk- Kürt barışı olamaz.
Erdoğan, Türkler adına heyetler kurup oraya gitmeli ve Kürt heyeti ile barış antlaşmaları imzalamalıdır.
Sanki, A. Öcalan Türkleri temsil ediyor ve BDP ‘de Kürtleri temsil ediyor gibisinden veya tam tersinden de algılanabilecek bu türden saçmalıkların Kürt halkına bir faydası yoktur. BDP, Erdoğan’ın kişisel oyunlarına alet olmaktan vazgeçmelidir. Erdoğan sözünde durmamaktadır. Kafası zıtlıklarla dolu, siyaha, aynı anda hem beyaz, hemde kırmızı diyecek kadar saçmalıyan bir kişi hiç bir milleti temsil edemez.
Meydanlarda demokrasi yalanları uyduran ve “istiklal savaşı”nın baş komutanı edasında naralar atan Erdoğan bu dünyada ibretliktir. Kürtlere gelince, ”belki yeni iyi bir Türk gelirse kurtuluruz masalı”, tekrarlanan yanılgı, aldatmacadır. Beyninde tümor olan bir sistem başkasını kurtaramaz…!
Kürtler için en büyük tehlike siyasal alanda sivrilmiş Kürt bireylerinin kişisel kurtuluş tercihlerini yaparak Kürdistanın bağımsızlık umudunu söndürme çalışmalarıdır. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin umutları belirsizliğe ve oyalamaya terk edilmiştir.
Türkiye’de iktidarı kaybeden Türk Silahlı Kuvvetleri ve onun sivil partileri tekrar iktidarı yakalamak için çok sinsice Kürtleri kendi amaçlarına alet etmek için çok yoğun çalışmalara başladılar. islamcı geçinen AKP’ce Kemalizm’in cici olarak gösterilmesi bunun ipuçlarını veriyor. Kemalizm tarafından katliamdan geçirilen Kürtler, Kemalizm’in nasıl bir zehir olduğunu çok iyi biliyor. AKP şimdi kemalizmi temsil diyor!
Bu durum şunu gösteriyor ki, TC Kürdleri Kürtlerin eliyle kontrol altında tutuyor. Türkiye’nin en büyük korkusu kontrol altındaki Kürtlerin Kürtlerin eliyle kontrol edilebilirlik durumunun rayından kaymasıdır. AKP rejiminin İmralı planları bu temelde gerçekleşmektedir.
Türkiye bir fesat-fitne cumhuriyetidir. İster dini ağırlıklı dikta olsun, ister milliyetçilik ağırlıklı dikta olsun sonucu felakettir. Bu fitne-fesat cumhuriyeti, mutlaka herhangi bir şekilde sükut etmesi gerekiyor.
Anadolu’nun isminin Türkiye olması başlı başına, insanlığa, doğaya yapılan bir ihanettir. Neden Türkiye? Böyle yapay Yabancı uydurması durumların yapay insanından ne köy olur ne kasaba!
Kürtler bağımsızlığı esas alarak yürümelidirler. Kürtler AKP ci Kemalizm’in de boyunduruğundan kurtulmak zorundadır. Kemalizmi, İslam’ın cici cici renkleriyle boyayıp, kendi diktasını kuran Erdoğan’a hayır demenin zamanı geldi.
Neo Kemalist Erdoğan’ın, paralel, diagonal veya devlet üstü hareketlerle, kişisel bir yapıya çevirdiği bu TC, Kürtler için bir mezarlıktır. Sokak kabadayısı Erdoğan’ın Kürt halkı ile alay etmesine son verilmelidir.