Demokrasinin kural ve kurumlarını hazmetmiş, üzerine yemin ederek göreve başladığı Anayasasına bağlı siyasetçi, vatandaşına tuzak kurulması ve sindirilmesi için devletin Adalet- Emniyet ve Maliye görevlilerine baskı yapmaz.
Gerçek Hukuk Devleti ilkesinin yürürlükte olduğu ülkelerde devlet görevlileri, devlet gücünün siyasetçiler tarafından kullanılarak vatandaşına tuzak kurulmasına izin vermezler. Kendilerinin yasalarla belirlenen yetki ve sorumluluklarını siyasetçilerin eline “Rakibini öldürecek silah” olarak veremezler.
Birinci paragraftaki siyasetçiler ve ikinci paragraftaki devlet görevlileri, aksi şekilde davranırlarsa ağır suç işlemiş olurlar.
2002 yılında kurulan AKP-Cemaat Koalisyonu, “BERABERCE” Hukuk Devleti ilkesinin altını üstüne getirdiler.
Ne mi yaptılar? Basit bir örnekle anlatmaya çalışalım;
Siz, AKP-Cemaat Koalisyonu için “Riskli-Tehlikeli” biri olarak belirlenirseniz, tezgâh çalışmaya başlar. Sizi, tüm yaşantınızı incelerler. Takılacak kulp bulamazlarsa, onlar size uygun bir kulp yaratırlar.
Örneğin sizin dededen kalma antika-çalışmayan bir tüfeğiniz var.
Polis aramasında tutulan zapta, o çalışmayan antika tüfek için, “Ruhsatsız Otomatik Ağır Silah” diye yazılır.
AKP-Cemaatin Savcısı, tutuklama talebiyle sizi mahkemeye sevk eder. Yargıç önüne gelen dosyaya göre karar verir. Yargıç dosyaya bakar ve orada “Ruhsatsız Otomatik Ağır Silah” görünce sizi tutuklar ve doğru cezaevine gönderir.
Siz o silahın, Polis tutanağındaki gibi olmadığını, antika- çalışmayan
bir hatıra tüfek olduğunu Avukatınızla anlatıncaya kadar en az bir yıl hapis yatmış olursunuz.
AKP-Cemaat jargonuna göre siz artık “ezilmiş” bir rakipsinizdir.
Yaşadığınız acıları ve özgürlük kaybını bir daha yaşamamak için susturulmuş biri olarak kenara atılırsınız. Köşe yazarıysanız, işten çıkartırlar, işadamı iseniz Maliye tepenize çöker, hiçbir şey bulamazlarsa, üretilmiş bir CD ile bir anda terörist oluverirsiniz…
Bu, Hukuk Devletinin- Kişi Hak ve Özgürlüklerinin-Demokrasinin katledilmesidir. Bu yöntem antidemokratik- Faşist bir dikta yöntemidir.
Asker-Sivil tüm insanlarımızın Hukuk Dışı yollarla çektikleri bu çilelerin hesabı mutlaka sorulmalıdır.
Bu kanunsuzlukların sorumlularının isimleri, polis raporlarında ve mahkeme zabıtlarında mevcuttur.
17 Aralık Yolsuzluk-Hırsızlık-Rüşvet olayından sonra AKP-Cemaat Koalisyonu çöktü. Savcıların ortaya çıkardığı Cumhuriyet Tarihinin en büyük yolsuzluk olayı, bu menfaat evliliğini bitirdi ve aralarında savaş başladı. 30 Mart seçim sonuçları da Erdoğan’ı diktatörlüğe doğru itelemiş görünüyor.
Erdoğan’ın bizzat kendisi, Hukuk Devleti için çok büyük bir tehlike haline gelmektedir. Önümüzdeki günler bu yüzden çok kritik günler olacaktır.
Erdoğan’ın Hukuk Devletine bakışının son örneğini son AKP Grup Toplantısında gördük. Erdoğan 8 Nisan Salı günü aynen şunu söyledi; “Paralel Yapının sonlandırılması talimatını verdim.” Bunu söyleyen kafa “Hukuk Devletini” anlamamış, demokrat olmayan bir kafadır.
Erdoğan’a soralım; “Sayın Başbakan, hangi makama ve kime talimat verdiniz? Cumhuriyet Savcısına mı, Polise mi? Siz hangi yetkiyle, hangi kanuna dayanarak böyle bir talimat verebiliyorsunuz?” Anayasanın 138. Maddesini nereye kaldırdınız? O madde de sizin için “YOK” hükmünde midir?”
İşin gerçeği şudur;
17 Aralık öncesi, Vatanseverlere-Aydınlara-Milli Ordumuzun Kahraman Komutanlarına, Cemaat ile birlikte yaptıkları tezgâhı, şimdi AKP tek başına eski ortağına yapacak. Önümüzdeki günlerde, yine yargısız infazları, yine düzmece sahte dijital delilleri, tutuklamaları, insanların özgürlüklerinin ellerinden yalan ile iftira ile alındığını göreceğiz. Takma isimlerle yapılacak saçma-sapan operasyonları izleyeceğiz. Dindar geçinen iktidarın, binlerce insana zulmedeceğini, kul hakkı yiyeceğini yine göreceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Değerli Savcıları;
Başbakan Erdoğan’ın “Paralel Yapı” ile ilgili iddialarını lütfen ciddiye alın.
Ama işi taaa baştan tutun. 11 sene Türkiye’yi beraberce yöneten “AKP-CEMAAT” Paralel Yapısının tüm icraatlarını inceleyin. Korkmayın, baskı görürseniz lütfen basın toplantısıyla Türk Milletine anlatınız. Biz, Türk Milletinin bilinçli bireyleri sizleri korur ve başımıza taç yaparız.
Unutmayın ki sizler Atatürk Cumhuriyetinin “Cumhuriyet Savcılarısınız.”
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz, elbette ki Hak galip gelecektir.
Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Nisan 2014
Rifat Serdaroğlu
Eğer Erdoğan’ın iradesi kendinin olsaydı,bunca hatayı istese de yapamazdı!..
Ama irade büyük yerden(ABD) olunca, akıl almaz hatalar yapıyordu:
-Halk onu bilhassa İslam’a hizmet için seçtiği halde, o İslam’ın değil ABD’nin emrine amade oldu,Tüm Ortadoğu’yu (Türkiye dahil) bölme projesi olan BOP/GODKAG’a Eşbaşkan oldu.
– Mütedeyyin Halkın oylarıyla geldiği hakde, Anayasa Paketinde halkın değil, PKK’nın önünü açan düzenlemeler yaptı.
-PKK ile mücadelede başarı için TSK’yı daha da güçlendirmek varken,aksine uydurma delillerle mahkum etti,güç ve itibar kaybettirdi.
-Dünyanın 6. Süper Gücüne(TSK) sahip Devletimizi, 1.500 baldırı çıplak PKK karşısında yenik ilan etti; PKK’dan önce kendi silah bırakarak, PKK’ya boyun eğmekten ibaret olan Barış Sürecini başlattı.
-Bütün dünyaya meydan okuyor görüntüsü verirken,kodesteki Apo önünde süt dökmüş kedi oldu,meydan okumalarına boyun eğdi,dayatmalarını paketleştirip kanun haline getirdi.
-28 Şubat mağdurlarının cüz’i bir kısmının mağduriyetini giderirken, 28 Şubat’a rahmet okutacak Cumhuriyet Tarihinde görülmemiş bir kıyımı bizzat kendisi yaptı.Belli ki,Efendisi ona: “Bu ülkenin kaymağını Müslümanlara(bunların çoğu Gülenci de değildir) yedirme” demişti.Yolsuzluğu ifşa ettiren de, o bahane ile dürüst bürokratları harcattıran da aynı güç idi.
– Bir devleti idare eden yürütmenin başı, nasıl oluyordu da, Devletin ayakta tutan bel kemiği TSK’yı, milletin güvenliğini sağlayan Emniyeti, Milletin huzurlu yaşamasının en büyük şartı Adalet Sistemini, milletin geleceğinin güvencesi Eğitim Sistemini… bizzat kendisi yıkıyordu?
Evet tüm bunları, aklı/iradesi kendinin olan birinin yapması mümkün değildi, belli ki, Efendisinin emirlerini yapıyordu; ama anlaşılmayan bir husus daha var:
Acaba, bunca yolsuzluğu da mı Efendisi emrediyordu???
Olur mu olur!..
Belki de, ömür boyu kendine “eli mahkum” etmenin güvencesi, onu yolsuzluk bataklığına sürmekti!..
OPERASYON