İKİLİ HUKUK
Siyasal İslamcıların öncelikli hedefi “Çok Hukukluluktur!”
Her dini inancın, her dini grubun kendi hukuk kurallarına ve yargılama usullerine göre tabi olmasına “Çok Hukukluluk” denir.
Kaynağını, Hz. Peygamber’in Müslümanların can güvenliğini sağlamak için Medinelilerle yaptığı “Medine Vesikası” adlı anlaşmanın, yobazlar tarafından çarpıtılmasından alan bu durum çok uzun zamandan beri tartışılmaktadır.
Son olarak Erbakan, Refah Partisi Genel Başkanı iken “Tahakkümün ortadan kalkmasını istiyoruz. Çok hukuklu sistem olmalı” demişti. Bu sözler Anayasa Mahkemesinde görülen RP’nin kapatılması davasında en önemli gerekçelerden biri olmuştur.
Bir an için Türkiye’de her inancın, her dini grubun kendi hukuk ve yargılama sistemine göre hareket ettiğini düşünürseniz, ne denli bir kaosun, nasıl büyük bir felaketin içine düşeceğimizi tahmin edebilirsiniz.
Refah Partisi, Anayasa Mahkemesinin kapatma kararına karşı AİHM’e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) başvurmuştu. AİHM, 13 Şubat 2002 de verdiği kararda;
“Çok Hukuklu sistem, uygulanacak hukuk kuralları açısından, kişiler arasında dinsel inançlarına göre ayrım yapmaktadır. Kişilere hak ve özgürlükleri, kişi olmaları sıfatıyla değil, belli bir dine mensup oldukları için tanınmaktadır.
Bu nedenle Çok Hukuklu sistem, demokratik sistemle bağdaşmaz.
Çünkü kişileri, devlet tarafından belirlenmiş hukuk kurallarına değil, mensup oldukları din ve inanç tarafından belirlenmiş değişmez kurallara uymaya zorlamaktadır.
Bir ülkenin yurttaşları arasında dinsel inançlarına göre, bağlı oldukları dine göre farklı uygulama yapabilmesini, farklı yargılama sistemine tabi olunmasını sağlayan bir hukuk sistemi, ne demokratik sisteme ne de ayrımcılık yasağına uygundur” diyerek RP’nin talebini reddetmiştir…
Bir an için insanın aklına, “Siyasal İslamcılar niçin böyle sapık fikirleri” savunurlar diye sormak geliyor!
Kimin neye inandığını ve inancını neye göre yaşamak istediğini bilmek mümkün değil ama, bunların yakın tarihteki temsilcilerini inceleyince önceliklerinin maddi çıkar olduğu, dine hizmet olmadığı net olarak görülmektedir.
Çünkü dünyada en büyük, en çabuk, en kolay para kazanma yolu din ticaretidir. Gariban insanların temiz duygularını istismar edip paralarını almak, esrar ticareti veya kadın ticaretinden daha kârlıdır!
AKP ve holdinglerin sahibi olan Tarikat önderleri öldükten sonra ailelerinin- çocuklarının mal paylaşımı yüzünden mahkemelere düşmeleri hep bundandır. AKP önderliği de vefat ettikten sonra çocuklar-damatlar birbirine gireceklerdir. Göreceksiniz.
Çok Hukukluğu gerçekleştiremeyen AKP önderliği, “Pozitif Hukuku” katlederek, tamamen kendilerine çalışacak “İkili Hukuk” sistemini geliştirdi;
“Bana göre hukuk” ve “Diğerlerine göre hukuk!”
5000’e yakın Savcı ve Yargıcı meslekten atan, yerine MÜLAKAT REZALETİ ile İl ve ilçelerdeki AKP’li Avukatları alan AKP, kendine göre hukukun temsilcilerini de bulmuş oldu!
Örnekleyelim;
-CHP’den Belediye Başkanı seçilen kişinin sahte delillerle, tehditle şantajla hapse atılması, “Bana göre hukuk” veya Düşman Hukukudur.
Fakat FETÖ ile yemek yiyen, iş tutan, milletin malının üstüne çöken AKP’li Bakan ve Milletvekilleri için aynı C. Savcılığı kılını dahi kıpırdatmaz! “Diğerlerine göre hukuk” budur!
Yakında bu sepetler, Pozitif Hukukla, gerçek bağımsız ve tarafsız Türk Yargısının önüne düşünce, sana bana göre değil, HERKESE EŞİT uygulanan HUKUK ile tanışacaklar…
“Elin yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu balyoz zannedermiş!”
Sağlık ve başarı dileklerimle 23 Eylül 2025
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı
Sayın Serdaroğlu,Din ticareti sözde mağdurları için; “Gariban insanların temiz duyguları” tanımlamasına itirazım var. Hangi “Gariban insanların temiz duyguları”? AKP’ye oy verenlerin mi? MHP’ye oy verenlerin mi? Yapmayın gözünüzü seveyim.. Ne garibanlığı, ne temizliği…Bu insanlar (bu partilerin yöneticilerinden bahsetmiyorum, tek tek her bir destekçileridir kastettiğim.) biz Cumhuriyetçilerle, Kemalistlerle savaşıyorlar Rıfat bey. Artık bu “cahil, gariban, fakir, eğitimsiz..” goygoyculuğunu bırakmanın vakti gelmedi mi?
Siz aydınlar, bu güruhun içinde bulundukları -düpedüz ihânet ve ahlâksızlığı- sürekli olarak cehâlet ve fakirlik gibi kılıflara soktukça, bunlar sizin kendileri için biçtiğiniz bu kaftanın ardından suratlarımıza bakıp sırıtarak, bizlerin hayatlarını çocuklarımızın geleceklerini çalıyorlar.
Kusura bakmayın.. bunlar ne yaptıklarını bizim cenâhımızdan çok daha iyi biliyorlar. Bunların KENDİ MEŞREPLERİNCE, kendilerine dair hesaplarında en küçük mantık hatası yok. Sayın Serdaroğlu, BU İNSANLARIN, DÜNYADAKİ “ÇALIŞIP KAZANARAK YAŞANAN” HİÇ BİR İKTİSADİ DÜZENDE, TÜRKİYE’DE YİRMİ ÜÇ YILDIR YAŞADIKLARI KADAR MÜREFFEH YAŞAMA İHTİMALLERİ YOKTUR. Çünkü bunlar, ulufe ile ve namuslu insanların sırtlarına yapışarak yaşamaya alışmış yaşam formlarıdırlar. Ve Dârü’l-harb mantığıyla bizlerden çalınanlarla/yağmalananlarla beslenmek bunların zerre kadar onurlarına dokunmuyor.
Artık hakikat günlerindeyiz.. Bu kadar ihânetin ardından, hiç bir şey olmamış gibi bu insanlarla “kederde ve kıvançta” bir olamayacağımızı bilmeliyiz. Ve onların Cumhuriyete açık ihânetlerini, “cehâlet ve fakirlik” kılıfına sokarak normalleştirmek yerine, bence onlara söylememiz gereken şudur; “her birinizin bizlere ne yaptığınızın farkındayız.. bu ahlâksız düzenin koruması altındaki sizler, -hiçbir savunması olmayan- bizleri, kahpece sırtlarımızdan hançerliyorsunuz. Bu dünya sultan Süleyman’a kalmadı.. ant olsun ki, şimdilik kendinizi güvende hissettiğiniz bu düzen yıkıldığı anda; bizlerden çaldıklarınızın, çocuklarımızın çalınan geleceklerinin hesabını her biriniz tek tek vereceksiniz. Unutursak, affedersek kanımız kurusun…”