MALA ÇÖKMEK
Başkasına ait bir malın Cebir (Fiziksel zorlama) veya tehdit kullanılarak alınması demektir. Halk dilinde buna “GASP” veya “Tapunun Delinmesi” denir. Mala çökmenin hırsızlıktan farkı, malın alınması sırasında veya sonrasında kişinin mal varlığı haklarını, irade özgürlüğünü ve vücut dokunulmazlığını hedef almasıdır.
Türkiye’de hukuki terimiyle EL KOYMA, temel olarak Ceza Mahkemesi Kanunu (CMK) ve diğer özel yasalarla düzenlenen bir KORUMA TEDBİRİDİR.
Yıllardır savunduğumuz gibi “Eğer bir ülkede Hukuk rafa kaldırılmış ise, Hukuk iktidarın sopası haline gelmiş ve Bağımsızlığını-Tarafsızlığını kaybetmişse orada ne adalet kalır, ne huzur kalır, ne de bereket!
AKP, önce Yüksek Yargıyı, Sadullah Ergin (E. Adalet Bakanı) eli ile FETÖ’ya teslim etti. CIA elemanı FETÖ’nün Savcı- Yargıçları AKP desteğiyle, sahte delillerle Türk Ordusunun Atatürkçü ve Demokrat Komutanlarını zindanlara attılar. Komutanlar yıllarca zindanda kaldı. Zindanda can verenler oldu!
AKP ve FETÖ paylaşımda anlaşamayıp kavgaya tutuşunca AKP, binlerce Savcıyı-Yargıcı meslekten attı. Yerine AKP ve MHP İl-İlçe teşkilatlarında Avukat olarak çalışan binlerce elemanını, MÜLAKAT rezilliğiyle Yargıya taşıdı. Bunların bir kısmı, Erdoğan’ın Avukatlarının ve üst düzey AKP yöneticilerinin elinde oyuncak olup, FETÖ BORSASI oluşmasına çanak tuttular.
FETÖ BORSASI olayı, ilerde mutlaka aydınlatılacak. O zaman ne gibi rezillikler yaşandığını göreceksiniz. Erdoğan’ın yakında azlettiği Avukatları,
eski Gaziantep Valisi yeni İçişleri Bakanı, eski Gaziantep yeni İstanbul Valisi
ve Saray Başdanışmanlarından bazıları FETÖ BORSASI olaylarını iyi bilenlerdir.
Demokratik Ülkelerde medya kuruluşlarının faaliyetlerine el koyma veya kapatma gibi olaylar çok çok istisnai durumlardır ve genellikle hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde ağır yasal denetime tabidir.
Bizde, bir Başsavcı, Yargıç kararı olmadan bir işletmeye el koyup, kayyım atayabiliyor. Yasalarımıza göre Savcılık, el koyma kararından 24 saat içinde mahkemenin onayına sunması gerekir. Mahkeme de 48 saat içinde karar vermekle yükümlüdür.
Son olay Tele1 adlı TV kanalına kayyım atanmasıdır.
Savcılık hangi gerekçelerle bu yola başvurdu, göreceğiz.
Çünkü, henüz soruşturma bitmemiş, ortada bir yargı kararı yok.
AKP tarafından Adalet Bakan Yardımcısı olarak atanan bir AKP’linin,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanması, bu Savcının tarafsız olmadığının açık ifadesidir.
T.C Savcılığının verdiği bu karar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
10. Maddesine aykırıdır. Henüz bir tutuklama veya bir yargı kararı yokken bir yayın kuruluşunun tamamına el konması asla kabul edilebilir değildir.
Tele1 TV kaçmıyor, bir taksiye koyup götürülecek değil, soruşturmayı engellemesi de mümkün değil!
O zaman, Tele1’e Kayyım atama telaşı neden? İstanbul Başsavcısı bunu kamuoyuna açıklamak zorundadır.
Yoksa, böylesine soru işaretleri ile dolu bir soruşturma, CHP’ye Kayyım atanmasıyla mı sonuçlanacak?
Ne yapılırsa yapılsın kim kaybedecek biliyor musunuz?
Türk Devletini “Rutin” dışına çıkaranlar, Adaleti saptıranlar, Yargıya pis elleriyle müdahale edenler kaybedeceklerdir.
Hem gerçek Bağımsız ve Tarafsız Yargıda, hem de İlahi adalette…
Sağlık ve başarı dileklerimle 26 Ekim 2025
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Kurucu Genel Başkanı