27 March, 2026 16:18

BU SORULARA DOKUNAN YANAR

Cumhur İttifakının Anayasa’yı yok sayan pervasızlığı, Yargı Erkini tam bir engizisyon uygulaması gibi kullanılması, aslında bir “oldu bitti” rejimine zemin hazırlamak içinse, sirenler çalıyor demektir.

Eğer Anayasa kağıt parçası haline geldiyse, yarınlarda bir sabah uyandığımızda “Eyaletlere ayrıldığımız” veya “Rejimin niteliğinin başkalaştığı” bir kararname ile karşılaşırsak, o kararnameye karşı koyacak
HUKUKİ BİR ZEMİN kaldı mı?

Sizce, yaşadığımız YARGI CİNNETİ ve YOLSUZLUK SARMALI, ülkemizi savunmasız bırakıp, Küresel Çetenin masasına bir “Meze” olarak sunma hazırlığı mı?
Böyleyse, bu gidişatı durdurmak için devletin içindeki Namuslu Bürokrasi ve Milli Damar hala bir direnç noktası oluşturabilir mi?

Sizce, Türkiye’deki mevcut muhalefet ve devlet içindeki “Geleneksel Kanat”, bu büyük operasyonu (İslam Devrimi-Eyaletlere ayrılıp bölünme) durdurabilecek öngörüye ve birliğe sahip mi?

Yolsuzlukların görmezden gelinmesi” ile “Devletin bölünme riski” arasındaki o doğrudan bağı (yani içerdeki çürümenin, dışardaki harita planlarına) nasıl hizmet etmektedir?

İçerideki yolsuzluk düzeni ile dışardaki harita planları (bölünme / eyaletleşme) arasındaki bağ, aslında ülkemizin bağışıklık sisteminin çökertilmesi faaliyetidir.

Kafası çalışan herkesin gözlemlediği üzere Yolsuzluk sadece bir para çalma
meselesi değil, bir ulusal güvenlik zafiyetidir.

Yolsuzlukların görmezden gelindiği, hatta sistemin bir parçası olduğu yönetimlerde, yönetici siyasetçiler dış güçlerin (İstihbarat Servisleri- Küresel Finans Odakları) şantajına açık hale gelir.
Her türlü kirli dosyalar, Yurtdışındaki mal varlıkları, Küresel Çetenin elinde bir şantaj aracına dönüşür…

Bu durumdan çıkış yolu var mıdır, nasıldır, bunları da sonra konuşalım!

Sağlık ve başarı dileklerimle 28 Mart 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

Düşüncelerinizi yazın