PARALEL EŞGÜDÜM

Halk Dilinde “basur”, bilimsel söylenişiyle “hemoroit” çekenler bilir. Çok ıstırap veren bir hastalıktır.
Adamcağız da ameliyattan korkusuna hemoroitten öyle çekmiş ki, kim ne derse kullanmaya başlamış. Biri, ağrıyan yere kahve telvesi sür iyi gelir deyince bir ümit, kaynatıp bol- bol sürmüş!
Sürmesine sürmüş ama acıdan gözyaşları içinde doktora koşmuş.
Soyunmuş, eğilmiş ve sormuş; “Ne var Doktorcuğum, ne gördün?”
Doktor, eğilip bakarken şunları söylemiş;
“Vallahi iki vakte kadar sana uzun bir yol görünüyor. Birde okyanus ötesinden gelecek mektup var. İşte o mektup vadeyi kısaltabilir…”

Sizin neyinize gerek gümüş zurna be garip bademler. Bildiğiniz işi yapsanıza! Hükümet etmeyi siz, oyun mu sandınız? Hükümet etmekle yetinseniz hadi
ona da tamam diyelim, ama siz boyunuza-bilginize bakmadan dünyaya düzen vermeye kalktınız.
Emperyalist Devletlerle beraber olup, kendi ülkenizin tarihini kötülemeye kalkarsanız hatta bunu ihanet noktasına kadar getirirseniz, sizi oyuncak yapıp oynarlar. Sizinle alay ederler, ülkenizi de sömürürler.

Birinizi alırlar, ülkenizi bölecek projeye “EŞBAŞKAN” yaparlar. Size, Papaz elbisesi giyerim dedirtirler ve Türk Düşmanı Papa’nın önüne çöktürüp biraderinizle beraber size seve-seve imza attırırlar.

Diğeriniz, kendi ülkesinden kaçar CIA’ in kucağına oturur, okullarında çalışan her üç kişiden birini CIA elemanı olarak görevlendirir. Öyle bir kıskaca düşersiniz ki, size “Ezan-ı Muhammedî’den” Hz. Muhammed’in ismini çıkartırlar, alır sizi yaşayan Papa’nın önünde çöktürürler…

Türk Tarihinin sizler için neler yazacağını düşündükçe, inanın sizler adına çok üzülüyorum. Allah kimseleri sizlerin durumuna düşürmesin.

Hâlbuki hırsınıza / hırsızınıza gem vurabilseydiniz, çıkaramayacağınız çekirdeği yutmasaydınız bu duruma düşmeyecektiniz.
Biriniz, arada bir Avrupa’yı dolaşıp garip Müslümanların sadaka paralarını tokatlayıp geçinip gidecekti. Diğeriniz okul-dershane-matbaa-baskı derken ömrünü huzur ve bolluk içinde geçirecekti.

2002 öncesi Amerika’da Sam Amcanızın şahitliğinde “Paralel Eşgüdüm” yönetimini kurup iktidar oldunuz.

Eşgüdüm sözünü Türk Siyasetine rahmetli Ecevit sokmuştu. Ecevit-Erbakan eşgüdümü sayesinde, Siyasal İslam ilk kez devletin en hassas yerlerine sızmıştı. Ecevit, Cemaati hep destekledi ama Erbakan Cemaate düşmandı. Bu olay ikisinin arasını bozdu. Bir de Kıbrıs zaferinin paylaşılmasında kavga çıkınca, yürütemediler ve ayrıldılar.
Sonra rahmetli Erbakan ile “Tayyip-Emine çiftinin” ablası ve dış yatırımcısı
Tansu Çiller, eşgüdümü birlikte denediler. Fakat havada, eşgüdüm gereği
pilot değiştirirken yere çakıldılar.
Sizler ne güzel paralel-paralel eşgüdüm içinde başlamıştınız.
Müşterek düşman, “Askeri Vesayeti Kaldıracağız” görüntüsü verilerek
Türkün Milli Ordusunu çökertmek olunca can cana, yanak yanağa çalıştınız.
O zaman bu görevi yerine getiren polis ve savcılar “Paralel” değil, eşgüdüm hükümetinin demokrat savcı ve polisleri idiler.
Beraberce Türk Ordusunun Genelkurmay Başkanını “Terör Örgütü Kurucusu” diye zindana atıp, 54 bin insanımızın katili PKK Narko-Terör Örgütü Liderini
TC Devletinin muhatabı yaptınız.
PKK Terör örgütünün kanının bitlenmesine sebep oldunuz.
Türk Ordusunun Kahraman Komutanlarının ağızlarını bantladınız, onlara kalleşçe tuzaklar kurup zindanlarda çürütürken, Sırrı Süreyya gibi filmcilerin Türk Milletini terbiyesizce tehdit etmesine, patronu Öcalan’ı övmesine olanak tanıdınız.

Şimdi “Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet-Pislik-İhanet” batağına düşünce, suçu birbirinize atmaya kalktınız. Kabahat’ı gelin yapmışlar, alan olmamış.
Biriniz diğeriniz için “Allah onun evine ateşler düşürsün” diyor, diğeriniz ise öteki için “Uyuşturucu Katiller demek olan Haşhaşin, Çete, Pornocu, kasetçi” sözlerini kullanıyor.

Hiç kıvırmayın. Hayatınızda bir kez olsun dürüst olmaya gayret edin.
Ülkedeki tüm bozuklukların müsebbipleri sizlersiniz.
İnşallah Yüce Rabbim, birbiriniz için ettiğiniz duaların hepsini kabul eder.

Her çıkışın, bir inişi vardır. Şimdi hesap zamanı geldi. Kim nereye giderse gitsin bu hesaptan kaçış yok. Herkes yaptığının karşılığını gerçek Bağımsız Türk Yargısında alacak. Nasibinizde ne varsa, kaşığınızda o çıkacak.
Hadi şimdi birer sade kahve söyleyin de, karşılıklı falınıza bakın.
Aman telvelere dikkat…

Sağlık ve başarı dileklerimle 26 Şubat 2014
Rifat Serdaroğlu