28 April, 2026 15:23

TERSİNE BEYİN GÖÇÜ ŞART!

Cenab-ı Allah, Türk Milletine “Süper Zeki” iş insanları gönderecek, hem de
arka arkaya, tren katarı gibi gönderecek, ama bizler kıymetlerini bilemeyeceğiz ve “Süper Zeki Kurtarıcılar” elimizden kaçıp gidecek!

Dünya, buna “Beyin Göçü” diyor!
Anadolu’da ise buna şöyle denir “Ver elindekini ellere, vur kıçını yerlere!

İşte bizim önerimiz, hepimizi çok zengin edecek hizmetimiz şudur;
“DOĞRU Parti olarak TERSİNE BEYİN ÇÖÇÜ başlatacağız.”
Bizden giden, kaçan ne kadar “Süper Zeki Eleman” varsa hepsini geri getirip, sizlerin hizmetine koşacağız…

Procemizi biraz daha açalım!
AKP Genel Başkanı Başbakan Erdoğan, akıllı adamdır, değil mi? Elbette!
Süper Zeki İş insanlarını gözlerinden tanır, değil mi? Evet!
Başbakan Erdoğan, böyle biri olarak gördüğü bir “Zarraf’ı” Türk Milletine armağan etmek için çok uğraşmadı mı?
Adam için, “Bu kişi hayırsever biridir, aynı zamanda hıyarseverdir de!”
Adamı, zampik damadına eğlensin diye verdiği TV’ye çıkartmadı mı?
Adam; “Ben Türkiye’nin cari açığının %15’ini tek başıma kapatıyorum” demedi mi? Dedi, vallahi dedi!

İşte bizim proce, o anda dank dedi kafamıza düştü!
Düşünün sadece bu kişi, %15 açık kapatırım diyorsa, ve biz Zarraf gibi altı tane daha zeki eleman bulduk mu, cari açık mevta olur, elimizde de %5 fazlası kalır. Aynen üç’ün biri gibi.

Reza Zarrab, adını SABIKA adlı kelimemizin sessiz harflerinden alan SBK (Sezgin Baran Korkmaz), Türk Telekom gibi bir DEV’i bir defada HAM yapan Saad Hariri, Cumhuriyet tarihinin en büyük dijital dolandırıcısı Faruk Fatih Özer (Thodex), kamu İhaleleri, vergi muafiyetleri, İmar Oyunları, Hazine Garantili işlerin ustası Türkerler gibi elemanlarının tamamı, kendileri ve patronları için değil de, Türk Milleti için çalıştıklarını düşünür müsünüz?

İşte o zaman hem Çağ hem de Dağ atlamış olmaz mıyız?
Dikkat etmemiz gereken tek olay, Çağ ve Dağ’dan atlayınca düşeceğimiz yeri önceden belirlememiz ve yanlış yere düşmememizdir.
Yani, Pamuk tarlasına düşmek varken, hıyar tarlasına düşmemek lazım.
Sonra “Barrack beni Kereste” diye bağırmak kâr etmez, Barrack’tan kaçarken, Pedofil Sarıkafa nın elinde kalıp, Bahçeli’nin durumuna düşmek de var! Aman dikkat, kaseyi çatlatmayın, sakın ha…

Sağlık ve başarı dileklerimle 29 Nisan 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

One thought on “28 April, 2026 15:23

  1. DÜNYA DEMOKRASİ SİYASET FORMU:İSVEÇ:DÜNYA TÜRK HABER – WORLD TURKISH NEWS:WORLDPRES TÜRKİYE DE YAŞANAN SİYASİ EKONOMİK KAOSLAR Türkiye Demokrasisine Yönelik Son Meydan Okuma: Ana Muhalefet Partisinin Felç Edilmesi Ülke, iktidarın pekişmesi ve muhalefetin alanının daralması açısından bir başka önemli eşikte duruyor. Eğer onları yenemezseniz, onları kontrol altına almanın başka bir yolunu bulun. Bu, Türkiye’nin ana siyasi muhalefeti olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) karşı hükümet öncülüğünde yürütülen kampanyanın ardındaki mantık gibi görünüyor. Son aylarda dramatik bir şekilde tırmanan bu girişim, CHP’yi işlevsiz hale getirmek ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için olası bir yeniden seçim kampanyasının zeminini hazırlamak amacıyla mahkeme kararları ve diğer önlemleri kullanıyor.

    Türkiye’de bir sonraki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri 2028 yılına kadar planlanmamış durumda ve o zaman yetmiş dört yaşında olacak olan Erdoğan, anayasal görev süresi sınırlamaları nedeniyle yeniden aday olamayacak. Ancak Erdoğan’ın, anayasayı değiştirmeyi veya parlamentonun erken seçim çağrısı yapmasını gerektirecek yasal bir yoldan yeniden seçilmeye çalışacağı yaygın olarak tahmin ediliyor. İktidar koalisyonu şu anda her iki seçenek için de gerekli oylara sahip değil.

    Ayrıca, CHP’nin popülaritesi, Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) düşüşüyle birleştiğinde, cumhurbaşkanının muhtemel yeniden seçilme arayışı için büyük bir zorluk teşkil ediyor. Yirmi yılı aşkın süredir kesintisiz iktidarda olan AKP, artık kendini yeniden yaratma yeteneğine sahip görünmüyor ve olumlu değişim için ilham verici bir güç olarak önceki çekiciliğinin çoğunu kaybetti. Uzun süren ekonomik zorluklar ve sürekli enflasyon, önemli ölçüde kısıtlanmış bir siyasi ortamla birleştiğinde, desteğini aşındırdı ve onu daha küçük partilerle koalisyon düzenlemelerine bağımlı hale getirdi. Buna karşılık, CHP, kendi önemli zorluklarına rağmen, tekrarlanan yasal mücadelelerden sağ çıkmayı başardı ve özellikle genç seçmenler olmak üzere nüfusun büyük kesimlerinde yankı bulan siyasi aktivizm yoluyla tabanını genişletti.

    Türkiye’nin iktidardaki partisi için, ülkenin merkezi başkanlık sistemine geçişine öncülük ettikten, yürütmenin güçlenmesine ve kademeli olarak tek adam yönetimine doğru bir kaymaya yol açtıktan sonra bile, seçim meşruiyetini sürdürmek önemlidir. Sonuç olarak, hükümetin CHP’ye yönelik son önlemleri, partinin iç bölünmelerini hedef almanın yanı sıra, liderliğinin AKP’ye karşı inandırıcı bir siyasi muhalefet oluşturma yeteneğini de azaltmayı amaçlıyor gibi görünüyor. Görünüşte yasal olan bu eylemler, CHP’yi tamamen ortadan kaldırmak için değil, siyasi çoğulculuk görünümünü korurken işlev görme kapasitesini azaltmak için ayarlanmış gibi görünüyor.

    CHP’nin popüler cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu , dört belediye seçiminde AKP’yi yenerek önemli bir siyasi figür haline gelmişti. Mart ortasından beri yolsuzluk ve mali usulsüzlük suçlamalarıyla tutuklu bulunuyor. Şartlı tahliye olmaksızın iddianameyi beklerken, tutuklu CHP’li belediye başkanlarının sayısı on dörde, parti ve belediye yetkililerinin sayısı ise 200’ü aşkına yükseldi . Buna karşılık, AKP kontrolündeki belediyeler, benzer iddiaların ortaya çıktığı durumlarda bile aynı tür yasal incelemeye tabi tutulmadı.

    CHP, parti kongrelerinde usulsüzlük iddialarının ardından, seçilmiş liderliğinde mahkeme kararıyla değişiklik yapılması ihtimaliyle de karşı karşıya. Bu ayın başlarında, bir bölge mahkemesi benzer suçlamalarla partinin İstanbul il kongresini iptal etmişti . Mahkeme, seçilmiş CHP yetkililerini görevden alarak, partinin mevcut liderliğine muhalif olan ancak CHP ile bağlantılı olan kayyumlar atadı. Atanmış yetkililerin yoğun polis koruması altında İstanbul ofisine sık sık girip çıkmasına olanak sağlayan, seçilmiş yetkililerin ise girişine izin verilmeyen bu hamle, partinin üst düzey liderliğine karşı bir eylemin habercisi olarak geniş çapta yorumlandı. Bu dava Ekim ayına ertelendi . Bu arada, güç ve meydan okuma gösterisi olarak, ana muhalefet kitlesel mitinglerle sokaklara çıkmaya devam ediyor; son mitingde Ankara sokaklarına on binlerce destekçi katıldı.

    Türkiye’nin demokratik direnci, iktidarın pekişmesi ve muhalefet için alanın daralması gibi önemli bir eşikte dururken, ciddi bir stres testinden geçiyor. NATO müttefiki, 1940’ların ortalarından beri rekabetçi çok partili siyaset geleneğine sahip. Ancak mevcut stratejisi, yargı mekanizmalarının ve devlet kaynaklarının muhalefetin bütünlüğünü zayıflatmak için kullanıldığı Macaristan gibi ülkelerde gözlemlenen kalıplara benzerlik gösteriyor. Türk medyasında yer alan bazı son anketler, nüfusun yaklaşık yüzde 60’ının CHP aleyhindeki yasal işlemleri siyasi amaçlı gördüğünü, yüzde 80’den fazlasının ise adaletin tarafsız uygulanması konusunda şüphe duyduğunu gösteriyor. İlginç bir şekilde, AKP’nin bazı kesimlerinde de halktan gelecek tepkiden endişe duyulduğuna dair doğrulanmamış haberler var .

    Modern Türkiye’nin en uzun süre görev yapan lideri Erdoğan, mirasını da riske atıyor. Erdoğan, siyasi kariyerinde seçilmemiş kişiler tarafından getirilen keyfi kısıtlamaların üstesinden gelmekle sık sık gurur duyduğunu dile getirmiştir; özellikle de 1998’de İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde nefret kışkırtıcılığı suçlamasıyla dört ay hapis yattığı dönemde. (İlginç bir şekilde, siyasi başlangıcı, rakibi ve ana muhalefetin tartışmasız gelecekteki lideri İmamoğlu’nunkine ürkütücü derecede benziyor.) 2000’li yılların başlarında Erdoğan, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararıyla sonuçlanan kapsamlı demokratik reformlara öncülük etti.

    Bu miras, giderek otoriterleşen bir lider olarak mevcut itibarıyla tam bir tezat oluşturuyor. Ayrıca, ana muhalefetin tasfiyesine ve Türkiye’nin illiberal demokrasiye doğru inişine öncülük etmesi de mantıksız görünüyor. Yine de, reformist başlangıçlarından uzak durmaya devam ederken, şu anki gidişat yönü bu gibi görünüyor.

    Bu dinamiklerin nasıl gelişeceği, Türkiye’nin geleceğini ve dünyadaki yerini şekillendirmede belirleyici olacaktır. Tercih edilen alternatif, Türkiye’nin demokratik geleneklerini ve hukukun üstünlüğü uygulamalarını yeniden canlandırmayı gerektirir. Seçilmiş yetkililere tam saygı göstermeyi ve her şeyden önce halkın iradesine sadakatle uymayı gerektirir. Erdoğan da dahil olmak üzere herkes için, bu ilkelere saygı duyan biri olarak tanınmak tercih edilen seçenek ve ulaşılması gereken miras olmalıdır. Bu aynı zamanda Türk halkının liderliğinden beklediği ve hak ettiği şeydir.

Düşüncelerinizi yazın