O KAZANA SİZ GİRECEKSİNİZ
21 Ekim 2024’te Bahçeli, Öcalan adlı halk düşmanını TBMM’ye davet etti.
11 Temmuz 2025’te 30 adet PKK’lı, şov yaptı ve bir kazanda silahlarını yaktı.
Parmaklarıyla bir Türk Askerinin gözlerini oyup çıkaran, kundaktaki bebeğin vücuduna 9 kurşun sıktıran, Kürt kızlarını kaçırtıp “Yoğunlaştırma Evi” denen yerde tecavüz ettikten sonra Bese Hozat gibi kıdemli kadın teröristlere öldürten, kokain kullanmaktan beyni pelte gibi olmuş Öcalan denen cani, birden bire Erdoğan ve Bahçeli’nin “Barış Güvercini” ilan edildi…
29 Nisan 2026 Çarşamba günü AKP Grup Toplantısında Erdoğan şunu dedi;
“Süreç olması gereken gibi ilerlemektedir. Olumlu bir atmosfer vardır!”
30 Nisan 2026’da PKK Yöneticilerinden Karayılan ANF Ajansına verdiği demeçte; “Anlaşıldığı kadarıyla şu an için süreç dondurulmuştur. İktidarın önce silah bırakma, sonra yasal düzenleme yaklaşımı en hafif deyimle işi yokuşa sürmektir, teslimiyeti dayatmadır. Mevcut durumda güçlerimizin güvencesi, kurduğumuz güvenlik sistemi ve SİLAHLARIMIZDIR. Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur.”
Birileri Türk Milletine yalan söylüyor!
CB Erdoğan’ı dinlerseniz “Süreç olması gereken gibi ilerlemekte”, Bahçeli’ye bakarsanız “Öcalan, kurucu önder seviyesine uçmuş”, Karayılan denen teröriste göre ise, süreç durmuş, donmuş durumda imiş ve silah filan bırakılmamış”.
Hangisi doğru? Yalancı kim? Türk Milletini kandırmaya çalışan kim?
T.C. Devletinin kurucu senedi LOZAN Antlaşmasını tanımayanlar mı?
Lozan’ı, parlamentosunda hala onaylamayanlar mı?
Türk Devletini, Kürtlere soykırım uygulamakla suçlayanlar mı?
Eyy AKP-MHP-HÜDA PAR-DEM Partilerinden oluşan Cumhur İttifakı!
Sizler, Türk Devletinin alnına kara sürmeye teşebbüs ettiniz.
Bunu, ilk çözüm süreci sırasında da denediniz. Başaramadınız ama,
çok sayıda vatan evladının şehit olmasına ve yaralanmasına,
insanlarımızın, pisi pisine, hendeklerde-tünellerde ölmelerine sebep oldunuz?
Ya sizler? Bu süreç boyunca “Kanunsuz Emirlere” uyup suç işleyen
Valiler, İl Emniyet Müdürleri, Genelkurmay Yetkilileri, C. Başsavcıları,
Çocuk tecavüzcüsü tarikat ve cemaatler, sizler suçlu değil misiniz?
Şov olsun diye, bozuk tüfekleri içine atıp yaktığınız o kazan var ya. Hah işte o kazana hepiniz birden gireceksiniz. Öylesine kirlendiniz ki, kazanda kırk yıl kaynasanız, yine de kiriniz çıkmayacak…
Sağlık ve başarı dileklerimle 02 Mayıs 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı
ORTA DOĞU ASYA: KAZAKİSTAN, Sarah NEUMAN TÜRKİYE İÇ SAVAŞA,MI SÜRÜKLENİ,YOR Türkiye, istikrarını ve toprak bütünlüğünü tehdit eden ciddi iç ve dış zorluklarla karşı karşıya, tarihin kritik bir dönüm noktasında bulunmaktadır. Ankara, güney sınırlarında Sünni Halifeliğin tarihi ve dini çerçevesine dayalı bir Osmanlı İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı ve doğu sınırlarından Orta Asya üzerinden Çin’in Sincan bölgesine uzanan bir dilsel-Türk koridoru oluşturmayı hedeflerken, iç dinamikler ve dış jeopolitik gerçeklerin birleşimi, bu tür hayalleri Türk ideolojisine dayalı özlemlerden başka bir şey olmaktan çıkarıyor. Türkiye için en önemli istikrarsızlaştırıcı faktörlerden biri, siyasi Kürt nüfusu ve onlarla olan uzun süreli krizdir; bu durum, özellikle ABD olmak üzere küresel güçlerin Türkiye, Suriye ve Irak’tan oluşan bir Kürt devleti kurma yönündeki politikalarındaki değişikliklerle örtüşmektedir. Bu ikili iç-dış baskı, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün parçalanmasıyla sonuçlanabilir.
Kürt Sorunu: Çözülmemiş Bir Miras
Kürt sorunu, Türkiye için çözülememiş ve süregelen bir sorun olmaya devam ediyor. Ülke nüfusunun yaklaşık %20’sini oluşturan Kürtler, tarihsel olarak sistematik bir şekilde dışlanmış, kültürel baskıya maruz kalmış ve siyasi katılımdan mahrum bırakılmıştır. Erdoğan başlangıçta demokratik reformlar ve Kürt nüfusuna yönelik daha fazla açıklık sözü vermiş olsa da, Ankara’nın yaklaşımı büyük ölçüde askeri baskı, kitlesel gözaltılar ve Kürt kimliğinin ve siyasetinin suç haline getirilmesinden oluşmuştur.
Kürt vatandaşlarının Türkiye’nin siyasi sistemine entegre edilememesi, derin bir yabancılaşma duygusuna yol açmıştır. Kürt çoğunluklu bölgeler, Türkiye’nin en az gelişmiş, orantısız bir şekilde şiddetten etkilenen ve en yoksul bölgeleri arasında yer almaktadır. Erdoğan’ın politikaları, Kürt yanlısı Halk Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik baskı ve terörle mücadele bahanesiyle Suriye ve Irak’taki Kürt gruplarına karşı askeri operasyonlar da dahil olmak üzere, bu ayrılıkları daha da derinleştirmiştir. Bu yabancılaşma, özellikle bölgesel ve uluslararası gelişmeler Kürtlerin özerklik ve nihayetinde bağımsızlık taleplerini güçlendirdiği için, Türkiye’nin toprak bütünlüğü için önemli riskler oluşturmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump’ın seçilmesi, Türkiye’yi potansiyel bir parçalanmaya doğrudan maruz bırakan jeopolitik değişimlerin sinyalini verdi.
ABD ve Kürt Devlet Projesi
Orta Doğu’daki gelişen ABD politikaları, Türkiye’nin çıkmazına bir karmaşıklık katmanı daha ekledi. Washington’ın Kürt liderliğindeki bir koalisyon olan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDF) verdiği destek, IŞİD’in çöküşünden sonra Kürt devlet kurma çabalarında kritik bir unsur haline geldi. Başlangıçta gerekli bir taktik ortaklık olarak gerekçelendirilen şey, özellikle ABD’nin Kürt müttefiklerini Suriye hükümetinin müdahalelerinden korumasıyla birlikte, potansiyel olarak stratejik bir ittifaka dönüştü. Bu durum, bölgedeki Kürtleri -Türkiye ve Irak’takiler de dahil olmak üzere- Suriye’nin kuzeydoğusunda yarı özerk bir Kürt bölgesi oluşturulması için baskı yapmaya teşvik etti.
Suriye, Irak ve Türkiye’nin bazı bölgelerini kapsayan, ABD’nin Ortadoğu’daki Arap olmayan, laik bir müttefiki olarak birleşik bir Kürt devleti olasılığı, önemli stratejik değere sahiptir. Trump yönetimi için bu vizyon, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne doğrudan meydan okuyan önemli bir unsur gibi görünüyordu.
Yeni Osmanlı Emelleri ve İç Gerçekler
Erdoğan yönetimindeki Türkiye, Ortadoğu ve ötesinde Osmanlı dönemi etkisini yeniden canlandırmayı amaçlayan agresif bir dış politika izlemiştir. Bu “Yeni Osmanlı” vizyonu, Türkiye’nin Suriye, Libya ve Kafkasya’daki askeri müdahalelerinde ve Doğu Akdeniz’deki iddialı duruşunda açıkça görülmektedir. Ancak bu emeller, ülkenin iç kırılganlıklarıyla giderek daha fazla çelişmektedir.
Dış genişlemeye odaklanma, ekonomik istikrarsızlık, artan otoriterlik ve sosyal kutuplaşma gibi iç sorunların ele alınmasının ihmal edilmesine yol açmıştır. Özellikle Kürt sorunu, Türkiye’nin Yeni Osmanlı özlemleriyle keskin bir çelişki oluşturmaktadır. Nüfusunun önemli bir bölümünü sistematik olarak dışlayan bir devlet, uluslararası sahnede birlik veya istikrarı inandırıcı bir şekilde yansıtamaz.
Ekonomik zorluklar, Türkiye’nin kırılgan temellerini daha da zayıflatmıştır. Ülke, yüksek enflasyon, para birimi devalüasyonu ve artan kamu borcuyla boğuşmaktadır; bu durum hükümete olan kamu güvenini aşındırmıştır. İşsizlik ve yoksulluk, özellikle Kürt çoğunluklu bölgelerde çok şiddetlidir ve mevcut şikayetleri daha da kötüleştirmektedir. Erdoğan’ın bölücü söylemi ve politikaları, Türkiye’nin sosyal dokusunu daha da zayıflatarak korku ve güvensizlik ortamı yaratmıştır. Bu kutuplaşma, etnik bölünmelerin ötesine geçerek ideolojik, dini,