10 October, 2026 10:57

AKP KİMSESİZLERİN EFENDİSİDİR

Kimsesizlerin Kimsesi, ve Halkın Avukatı sloganlarını, Türk siyasetine kazandıran ve ilk kullanan rahmetli H. Cindoruk’tur!
Her olayda olduğu gibi “Üretme Yeteneği İğdiş edilmiş AKP” bu sloganları da çalmıştır…

“Fakir, çalmasını bilmediği için fakirdir” ve “Siyaset zengin olma sanatıdır” inancındaki AKP’nin gerçeği şudur! AKP, KİMSESİZLERİN EFENDİSİDİR!
AKP, sadece Türk Milletindeki kimsesizlerin değil, AKP’de çalışan KİMSESİZ AKP’lilerin de EFENDİSİDİR… AKP Yönetimi, partiye yıllarca çalışan fakir, kimsesiz gençleri asla Milletvekili yapmaz. AKP, sırtını saraya, bir tarikata, bir cemaate, bir aşirete, çok zengin bir holding sahibine dayamayan bir AKP’li genci asla TBMM’ye taşımaz. O AKP’li genç fakir ve kimsesizse, öyle kalmaya mahkumdur…

Size örnek vereyim de AKP kimlerin kimsesidir, görün bakalım!
Prof. DR Erişah Arıcan (ABDÜRRAHİMOĞLU) kendi ailesi için çok başarılı bir Kürt Kadınıdır. Mardin-Derik İlçesininı bir ailesindendir. Annesi, Aydın Ayaydın adlı “AKP MUĞLA Büyükşehir adayı, süper zengin bir bankacının kardeşidir. AKP İstanbul Milletvekili Derya Ayaydın’ın da halasıdır. Oğuzhan Arıcan da, Erişah Hanımın oğludur.

Prof Arıcan, Türk Milletinin tümünün yıllarca çalışıp yarattığı, 360 MİLYAR DOLAR değerindeki, dünyanın en büyük 10 Varlık Fonundan biri olan TVF
(Türkiye Varlık Fonunun) Başkan Vekilidir. Başkan kim? CB Erdoğan!

Prof Arıcan aynı zamanda, TVF bünyesindeki BİST’in (Borsa İstanbul) Yönetim Kurulu Başkanıdır. Yardımcısı ise geçen hafta istifa eden Devlet Denetleme Kurulu Başkanıdır! Bu ikisi yıllardır Borsadaki ve Fonlardaki soygunu maalesef görmediler. Şimdi, DDK Başkanı, FON VURGUNUNU
araştırıp hırsızları yakalayacak! Valla yakalayacak!

Ekonomi dehası Prof Arıcan’ın oğlunun “Astor Enerji/Oncharge Bağlantısı”
elektrikli otolara şarj kuran şirketi var. Bu işte en önemli problem, bu şarj makinelerinin işlek yerlere konulabilmesidir.
Ehh, Halkbank TVF portföyünde yer alan bir kamu bankasıdır. Banka şubeleri de şehrin en güzel yerlerindedir. Erişah Hanım da, TVF Başkan Vekili olarak tüm kamu bankalarımızın patronu seviyesindedir. Prof Arıcan’ın aniden “KİMSESİZLERİN KİMSESİ” olma damarı kabarır ve oğlu Türkiye’nin birçok ilinde Halkbank’ın önlerine veya onların bulduğu yerlere şarj makinelerini kondurur. Kimsesiz Oğuzhan’ın şirketi de, iki yılda 7 Milyon TL değerden, 74 Milyon TL’ye yükseliverir…

İşte KİMSESİZLERİN KİMSESİ AKP BUDUR!!!
Yer kalmadığı için, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın
KİMSESİZ oğlu Mustafa Yazıcı ile CB Erdoğan’ın kardeşinin oğlu KİMSESİZ
Usame
’yi başka bir yazıda anlatırız. Sırada o kadar çok KİMSESİZ AKP’Lİ var ki, kosa ile biçseniz bitmez…

Sağlık ve başarı dileklerimle 11 Ekim 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

One thought on “10 October, 2026 10:57”

  1. WORLD PRESS DÜNYA TÜRK HABER-WORLD TURKISH NEWS
    Türkiye,de yapılan fon soyguunu ile ilgili İktidar olayı örtmeye çalışıyor
    fakat hükümet sözcüsü Bu yolsuzluğun ortaya çıkarılması için Muhalefet partilerinin
    Üstüne Gidilmesinden son derece rahatsızz İslami bir kılıf uydurularak üstü ötülmeye
    çalışılıyor bunun üzerine Akp sözcüleri Tabanına şu mesajı eriyor Cumhurbaşkanımız
    kırmızı çizgimiz dir onalaf söyletmeyiz diyorlar ve bu konu ile kırmızı alarm verdik
    en şiddetli tepki göstereceğiz diye beyan ediyor böyle bir beyanat topluma korku salmazmı
    Yapılan Eleştiriler Cumhurbaşkanlığına değil Akp genel başkanlığınadır Çünki Cumhurbaşkanı
    aynı zamanda Akp genel başkanıdır yani iktidar partisinin genel başkanıdır bu beyanlar
    Toplumsal bir tepki oluştrurmu
    Türkiye’deki siyasi tartışmalar, liderlik rolleri, yolsuzluk iddiaları ve bu iddialara verilen kurumsal tepkiler, toplumun farklı kesimlerinde ve siyasi kulvarlarda geniş bir yankı bulmaktadır. Bahsettiğiniz dinamikler, Türkiye’nin mevcut yönetim sistemi ve siyasi kültürü ekseninde birkaç farklı açıdan değerlendirilebilir.
    Cumhurbaşkanlığı ve Parti Genel Başkanlığı Rollerinin Birleşmesi
    2017 anayasa değişikliğiyle hayata geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte, Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olma hakkını elde etmiştir. Bu durum, siyaset bilimi ve toplumsal algı açısından çift yönlü bir tartışmayı beraberinde getirmektedir:
    Muhalefetin ve Eleştiren Kesimlerin Perspektifi: Eleştiriler genellikle “parti genel başkanı” sıfatıyla yürütülen politikalara, ekonomik kararlara veya iddialara yönelik yapılmaktadır. Bu görüşe göre, bir parti liderinin kararları siyasi rekabetin doğal bir parçası olarak sert bir şekilde eleştirilebilir ve bu durum devletin zirvesini veya cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığını hedef almamaktadır.
    İktidar Partisi ve Destekçilerinin Perspektifi: İktidar kanadı, cumhurbaşkanlığı makamı ile genel başkanlık makamını pratik olarak birbirinden ayırmayı tercih etmeyebilir. Cumhurbaşkanına yönelik her türlü siyasi veya kurumsal eleştiri, devletin birliğine ya da milletin iradesine yönelik bir hamle olarak değerlendirilebilir. “Kırmızı çizgi” veya “kırmızı alarm” gibi söylemler, partinin kendi liderine ve tabanına olan bağlılığını tahkim etmek amacıyla kullanılan siyasi sembollerdir.
    Söylemlerin Toplumsal Tepki ve Endişe Boyutu
    Siyasi partilerin kullandığı keskin ve köşeli dillerin toplum üzerindeki etkileri de çeşitlilik göstermektedir:
    Siyasi Kutuplaşma ve Endişe: Siyaset dilinin sertleşmesi, “en şiddetli tepki gösterilecektir” gibi ifadeler toplumun bir kesiminde baskı hissi, çekince veya kutuplaşmanın derinleşmesi endişesini doğurabilir. Bu durum, demokratik eleştiri ortamının daraldığı yönünde yorumlara yol açabilir.
    Tabanı Konsolide Etme (Kenetleme): Siyasi analizlerde, bu tür korumacı ve savunmacı söylemlerin genellikle dışarıya korku salmaktan ziyade, parti tabanını olası kriz anlarında bir arada tutmak ve motivasyonu artırmak amacıyla üretildiği belirtilir.
    Toplumsal Bir Tepki Oluşur mu?
    Bu tür beyanatların kitlesel ya da toplumsal bir tepkiye yol açıp açmayacağı, ekonomik koşullara, iddiaların somut delillerle desteklenme derecesine ve muhalefetin bu süreci nasıl yönettiğine bağlıdır. Demokratik toplumlarda bu tür gerilimler genellikle seçim sandıklarında, kamuoyu araştırmalarında, sosyal medya tartışmalarında veya sınırlı demokratik protestolarda kendine yer bulur.

Düşüncelerinizi yazın