4 September, 2026 12:22

BİLİMEYEN HİÇBİR ŞEY YOK

Yargıtay Başkanı, 2026-2027 Adli Yılı açılışında konuşmasını Atatürk’ün şu sözleri ile tamamladı. “Adalet gücü bağımsız olmayan bir Milletin, Devlet halinde varlığı kabul edilemez!”

Türk Milleti adına şu soruları soracak bilgi ve cesarette, bir tane Siyasi Parti Genel Başkanı o salonda olsa ve sorsa, 2027-2028 adli yıl açılışı bambaşka şartlarda yapılırdı… Nasıl sorular mı? Çok basit! Hadi başlayalım;

Yargıtay Başkanı konuşmasını yaparken tam karşısında, (AYM) yani “Anayasa Mahkemesi karalarını uygulamıyorum” diyen ve Anayasanın 153. Maddesinin ırzına geçen, Yargıtay filanca dairesinin başkanı, vardı!
Sayın Yargıtay Başkanı; Bu durumda siz ne yaptınız? Yargının bu en önemli problemini çözdünüz mü? Çözemedi iseniz, durumu tüm açıklığı ile Türk Milletine anlatıp, istifa ettiniz mi? Yoo, hiçbir şey yapmadınız. Makamınızda oturmaya, maaşınızı almaya, son model arabanıza binmeye devam ettiniz!
Yani Atatürk’ün dediği, “Devlet olma varlığı kabul olunmayan” koltukta oturmaya devam ettiniz!

Bu ülkede Hukuk Fakültesi öğrencilerinden her hangi birine; “Alman Savcıların, “Yüzyılın Yardım Soygunu” adını verdikleri Deniz Feneri e.V davası sırasında, görevli 3 adet Cumhuriyet Başsavcısının; Olayı çözmekte çok zorlanıyoruz. Ankara’da bir güç, adaleti gerçekleştirmemizi engelliyor. Bu güce tüm Almanya’da “HIRSIZLAR İMPARATORU” diyorlar, dediğinde bir tane YÜKSEK YARGIÇ, “Kimmiş bu Hırsızlar İmparatoru? Yargıdan büyük makam mı var? Burası hukuk devleti değil mi” diye konuştu mu?
Bunu da Türk Milletinden mi beklediniz? Bu millet size daha ne yapsın?

Atatürk’ün Ordusunun sözde Komutanlarının, 54 Bin ŞEHİDİMİZ ve GAZİMİZİN cesetlerinin ve kopan organlarının üzerine oturup, Öcalan denen Bebek Katilinin piçlerinin serbest bırakılmasını onayladıklarını görmedik mi?
Terörsüz Türkiye imiş de, barış gelecekmiş de? Siz bu asil milleti salak mı sandınız?

Aziz Türk Milleti;
Gözünüzü korkutmayın! Bu belalar ve ihanet düzeni, ÇOK KISA bir zamanda düzelir ve yerinden çıkarılan “Devletin Çivisi” beraberce yerine takılır.
Devletin başına “Mevcut Düzende” (Çalmayan bir Türk Evladını oturtun)
O çalmazsa, kimse sizi soyamaz.
Yargının başına, Türk Milletinin gerçek hukuk üstatlarından 5 kişiyi oturtun, görelim bakalım, Allah’ın yeryüzündeki adaletini korumak ve sağlamakla görevi Savcı-Yargıçlar mal-mülk zengini olabiliyorlar mı?

Dünyanın en büyük ve en modern ordularından biri olan Türk Ordusunun başına, “Atatürk” deyince gözleri dolan, helal süt emmiş, dik durmasını ve sadece Türk Milletinin önünde eğilecek Kuvvacı ruhlu bir ASKERİ oturtun da, Türk Vatanında veya dünyanın herhangi bir yerinde TÜRK BAYRAĞI yakılsın da görelim.

Siyasi Partilerin başına, akıllarını küresel çetelerin emrine vermeyecek, yakasını bu çeteye kaptırmamış, bir gün yumuşayıp, ertesi gün normalleşen, içip-içip barlarda yerlerde sürünen yavşakları değil de, her olaya Ankara Penceresinden bakacak vatan evlatlarından koyun, bakın ülkemizin bereketi, huzuru nasıl kısa bir sürede yerine gelecek…

Haram parayla satın alınan, devlet gücüyle mallarına çökülen medya kuruluşları (Her biri yabancı istihbarat örgütlerinden dana fazla zarar veren)
bir gecede çakı gibi Mustafa Kemal’in Askeri olmazlarsa, istediğinizi söylersiniz…

Şu sözümü lütfen kimse unutmasın;
Türk Milleti olarak bizim pazarımız da bir, mezarımız da birdir. Biz tarih boyunca çok devlet kurduk. Ama en büyük Türk Devletini Cennete kurduk. Nasıl mı? Dünya milletleri içinde, sömürgecilik yapmadığı, kimsenin inancına karışmadığı halde, Türk Milleti kadar ŞEHİT veren başka bir millet yoktur. Hepsi cennetteler…

Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Eylül 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Başkanı

One thought on “4 September, 2026 12:22

  1. DÜNYA TÜRK HABERLERİ: Dünya Basın
    Türkiye’de iktidar partisi, muhalefetsiz ve halksız bir seçim mi hedefliyor? Türkiye’deki siyasi dinamikler, seçim atmosferi ve iktidar partisi ile muhalefet arasındaki ilişki, kamuoyu ve siyaset bilimi alanlarında derinlemesine tartışmalarla çeşitli açılardan ele alınıyor. “Alan temizleme” veya “muhalefetsiz seçimler” gibi iddialar ve bunlara karşı öne sürülen argümanlar genel olarak iki ana bakış açısına ayrılıyor: Eleştirel Yaklaşım (Muhalefet ve Muhalefet Analistlerinin Görüşleri): Hükümetin eylemlerini “alan temizleme” olarak nitelendirenler şu noktaları öne sürüyor: Hukuki ve Siyasi Engeller: Muhalefet liderlerine, belediye başkanlarına veya parti yetkililerine karşı açılan davalar, siyasi yasaklama talepleri ve kayyum atanması, muhalefetin hareket özgürlüğünü kısıtlama girişimi olarak yorumlanıyor. Medya ve İfade Özgürlüğü: Medya kuruluşları üzerindeki kontrollerin, sosyal medya düzenlemelerinin ve dezenformasyon yasası gibi uygulamaların, muhalefetin seçim sürecinde sesini duyurmasını zorlaştırdığı ileri sürülmektedir. Kamu Kaynaklarının Kullanımı: Devlet kaynaklarının ve bürokrasinin iktidar partisi lehine kullanılmasının, rekabetçi ve adil bir seçimin zeminini zayıflattığı iddia edilmektedir. Savunmacı Yaklaşım (Hükümetin ve Destekçilerinin Görüşleri): İktidar partisi ve onu destekleyen analistler bu iddiaları reddederek süreci şu şekilde açıklamaktadır: Hukukun üstünlüğü… Üstünlük ve Güvenlik: Yargı süreçlerinin ve idari işlemlerin siyasi mühendislik değil, terörizmle mücadele, kamu düzenini koruma ve hukukun üstünlüğünü uygulama amacı taşıdığı belirtilmektedir. Milli İrade ve Demokrasi: Türkiye’de seçimlerin yüksek katılım oranlarıyla yapıldığı, tüm partilerin katılımıyla oy güvenliğinin sağlandığı ve nihai kararın her zaman “millet” tarafından verildiği vurgulanmaktadır. Hükümet, “millet veya muhalefet olmadan” seçim yapmanın doğaya aykırı olduğunu savunmaktadır. Meşru Siyasi Zemin: Muhalefetin özgür olduğu belirtiliyor, ancak siyasetin yasal sınırlar içinde yürütülmesi ve yasadışı yapılardan uzak durulması gerektiği vurgulanıyor. Sonuç olarak, Türkiye’deki seçim süreçleri oldukça rekabetçi; muhalefet hükümetin eylemlerini “baskı ve alan daraltma” olarak görürken, hükümet bunları “hukukun ve devlet düzeninin gerekleri” olarak tanımlıyor. Türkiye’deki güncel siyasi gelişmeler, yaklaşan seçimler için kamuoyu yoklama sonuçları veya partilerin son kurumsal açıklamalarıyla ilgili daha spesifik bir konuyu incelemek ister misiniz?

Düşüncelerinizi yazın