İSYANIMIZ VAR

Çoban Ateşi Hareketi Gönüllüleri olarak bizim isyanımız var.
Bizim isyanımız, Rahmetli Feridun Topçu’nun “AHLAKİ İSYANINDAN!”

1975 yılında yitirdiğimiz fikir, ahlak ve felsefe ustası Topçu “Var Olmak” adlı eserinde şunları söyler;
Âlem, üç şeyin bütününden ibarettir; Varlık-Düşünce-Hareket.
İnsan, bunların hepsini kendinde toplar ve bu üç şeyin peşinde koşmalıdır; Gerçek-İyilik-Güzellik.
İnsan ruhunda bu üç şeye götüren yeti vardır; Zeka-Duygu-İrade.
Zeka üç yerde kullanılır; Kazanmada-Hilede-İlimde.
Duygunun üç dünyası vardır; Sanat-Rüya (Hayal)-Sevda.
İrade, üç âleme sığınma kudretidir; Hemcinsine-Kendi Samimiyetine ve Allah’a.
Bu üç yetinin birlikte ve ahenkli olarak barındığı kalp üç şeyin koruyucusudur; Aşk-Ümit-İman…

Bizler, üç Hakimin hükmünde hata aramayız. Bunların her hükmüne razıyız;
Kalbin Hükmüne-Kaderin Hükmüne-Ölümün Hükmüne!
Bunlara asla isyan etmeyiz! Fakat;
Dik durmasını beceremeyen siyasetçiye ve devlet görevlilerine İSYANIMIZ VAR!
İnsan nerede ve nasıl duracağını bilmeli, adaletle-merhametle-hikmetle durduğu yerden gurur duyabilmelidir. Sinmeden, korkmadan, yılmadan, yorulmadan Türk Milletine hizmet etmenin gururuyla bir dağ gibi dimdik ayakta durabilmektir, dik durmak.
Yozlaşmaya, kokuşmuşluğa ve çürümeye karşı insan tek başına kalsa bile,
Hz. İbrahim’in Nemrut’a karşı durduğu gibi dik durmalıdır, insan.

Büyük Atatürk, böyle bir insandı!
Elinde gücü ve imkanı olmasına rağmen haktan, adaletten, özgürlüklerden şaşmayan, Türklüğün onurunu ve gururunu ön planda tutan, her türlü emperyalizme karşı bağımsızlık, adalet ve hukukun yanında yer alan ve adını dünya tarihine yazdırmış bir yiğit adamdı Atatürk…

Türk Milletini işgalden kölelikten kurtaran, ona insanca ve özgür bir yaşam sağlayan kurucusundan, nefret eden insan müsveddelerine, “Kurtuluş Savaşını keşke Yunan kazansaydı” diyen şerefsizleri, devletin sofrasında ağırlayan siyasetçilere, onu ziyaret eden sözde Komutanlara, devlet memurlarına İSYANIMIZ VAR.

Bizler ÇAH Gönülleri;
Büyük Atatürk’ü, bizim gibi olduğu için, Türklüğüyle gurur duyduğu için, dürüst olduğu için bir baba gibi sevdik. Ömrünü, kendisinin cebini doldurmak için değil, Türk Milletine adadığı için sevdik.
Bundan böyle ülkenin her yerindeki ÇAH Gönüllüleri olarak, Büyük Atatürk’e yapılacak sözlü-yazılı her saldırı sahipleri, karşılarında bizleri bulacaklardır.
Hem de anladıkları dilde…

Hukuku, özgürlüğü, demokrasiyi, insan haklarını, lâik Cumhuriyeti yok etmeye çalışan tarikat ve cemaat artıklarına da İSYANIMIZ VAR.
Türkiye en kısa zamanda, parlamenter demokrasiye dönecek ve tek adam faşizmine son vereceğiz.
Kuvvetler ayrılığının geçerli olduğu, devletin şeffaflaştığı, kayırmacılığın olmadığı, hesap sorulabilen bir demokratik düzeni gerçekleştireceğiz…

UZLAŞACAĞIZ;
ÇAH, bölünmüşü bütünleştirmek, parçalanmışı toparlamak, kırılan kalpleri ve umutları onarmak, yeniden yeşillendirmek için gelecek ve bizler uzlaşacağız.

Anayasamızın ilk altı maddesini kabul eden herkesle uzlaşacağız.
Katılımcı Demokraside uzlaşacağız.
Adalette, hukuk devletinde, özgürlükte, eşitlikte, açıklıkta, dürüstlükte, üretmede ve çok çalışmakta uzlaşacağız.
İbadet ve inanç özgürlüğünde uzlaşacağız. İsteyen inancını dilediği gibi yaşayacak, kimse kimseye baskı yapamayacak. İslam’ı din tüccarlarının, şarlatanların, seccade şeytanlarının elinden kurtaracağız.
İslam’ı siyasete malzeme yapanlara İSYANIMIZ VAR.

Değerli Okurlar;
Hangi siyasi partiye inanırsanız inanın. Bu söylediklerimizi yapmak zorundayız.
Eğer bizler gücün ve zalimin karşısında dik durmazsak, şikayete hakkımız yok demektir.
Şu iki kuralı lütfen hiç unutmayalım;
-Korkunun ecele hiç faydası yoktur.
-Zalim, bizler dik duramadığımız için güçlüdür…

Ne Mutlu Türküm Diyene ve sözünden dönmeyene…

Sağlık ve başarı dileklerimle 20 Eylül 2019
Rifat Serdaroğlu

4 thoughts on “İSYANIMIZ VAR

  1. Sayın Rıfat Serdaroğlu, facebook sayfanızda ülkemizin bugün geldiği durumun ve Köy Enstitülerinin kapatılmasının baş sorumlularından Adnan Menderes’i öven paylaşımlar yapılmakta. Tarihimizdeki önemli devlet adamlarından olmasına rağmen Atatürk’ün istediği çağdaşlık düzeyine bugün bile halen gelmemiş olmamızın sebebi Adnan Menderes’in uyguladığı siyasettir. Bu konudaki düşüncenizi ciddi olarak merak ediyoruz.

    • KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİ 2018
      Köy Enstitüleri, köy öğretmen ve eğitmenleri eliyle köylerde yaşayan gençlerimizi, öğretmen-sağlık-tarım görevlisi ve meslek sahibi kişiler olarak yetiştirmek amacıyla kurulan eğitim kurumlarıdır.
      Türkiye’de zorunlu ilköğretim uygulaması ilk kez 2. Mahmut’un 1824 yılındaki fermanıyla başladı.
      İlk öğretmen okulu ise “Dârulmuallimin-i Rüşdü” adıyla 16 Mart 1848’de açıldı.
      İlkokul öğretmeni yetiştirmek için de 1868’de “Dârulmuallimin-i Sıbyan” açılmıştı.
      Cumhuriyet, Osmanlı’dan tüm ülkede 2345 İlkokul ve 3061 öğretmen devraldı.
      1933-1934 öğretim yılında, kentlerdeki çocuklarımızın %75’i okula gidebiliyorken, köylerdeki çocuklarımızın %20’si okuldan yararlanıyordu.
      Atatürk’ün talimatıyla, 1936 yılında “Köy Eğitmeni Projesi” başlatıldı.
      Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan idi.
      17 Nisan 1940’ta Köy Enstitüleri Kanunu TBMM’de kabul edildi.
      1943 yılında yani kurulduktan 3 yıl sonra 2. Milli Eğitim Şura’sında Köy Enstitüleri aleyhine yaygın bir kulis faaliyeti yapıldı. Gerekçe olarak da “Köy Enstitüleri” iptidailiğe (ilkelliğe) dönüş ve Komünizm uygulaması yapılan yerler gösterildi! (Bakınız; 2. Milli Eğitim Şura kayıtları)
      Gerçek neden ise köy halkının uyanmasını, meslek sahibi olmasını istemeyen büyük toprak sahibi milletvekillerinin “toprak reformu” kanununu engellemek istemeleriydi.
      1946 yılında, Köy Enstitülerinin mimarları, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve Köy Enstitüleri Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç görevlerinden alındı.
      Bu kararın altında, Milli Eğitim Bakanı olarak (Köy Enstitülerine karşı olan) Refik Şemsettin Sirer, Başbakan olarak Recep Peker, Cumhurbaşkanı olarak
      İsmet İnönü’nün imzaları vardı!
      1947 yılında çıkarılan 5117 ve 5129 sayılı kanunlarla, Öğretmene toprak verilmesi güçleştirildi. Öğretmenlere ücretsiz olarak dağıtılan kitaplar-tarım aletleri-hayvanlar ve malzemeler geri alındı.
      Öğretmen yeni Türk köyünün yapıcısı değil, sadece okuma yazma öğreten bir memur haline getirildi.
      1947 ve 1948 ders yıllarında kabul edilen 5012 ve 5210 sayılı kanunlar ile, köylünün kendi köyüne “Okul Yapma” zorunluluğu kaldırıldı.
      1947-1948 ders yılında Köy Enstitülerinin beyni sayılan ve öğretmen yetiştiren “Yüksek Köy Enstitüleri” kapatıldı…
      29.04.1947 yılında kabul edilen bir yönetmelik ile, öğrencilerin okul yönetimine etkin olarak katılımları kaldırıldı.
      09.05.1947 tarihli genelge ile, KIZ VE ERKEK ÖĞRENCİLER birbirinden ayrıldı.
      20.05 1947 tarihli genelge ile DÜNYA KLASİKLERİNDEN yapılmış çeviriler toplattırılıp, yakıldı!
      1948 yılında öğretim programı değiştirildi, iş eğitimi kaldırılarak Köy Enstitüleri klasik okullara dönüştürüldü.
      Bu tarihe kadar alınan tüm kanun-yönetmelik-kararlar, CHP’nin tek parti döneminde ve Milli Şef rahmetli İnönü’nün izni ve oluruyla alınmıştır.
      1954 yılında, anlayış olarak Köy Enstitülerine karşı olan DP tarafından, gerçek işlevlerinden uzaklaştırılmış olan Köy Enstitüleri, öğretmen okullarına dönüştürülerek maalesef kapatıldı!
      Bu anlattıklarım, tarihleri-kanunları-yönetmelikleri-kararlarıyla birer tarihi gerçektir.
      Amacım gençlerimize gerçekleri aktarmak, birilerini suçlamak değildir.
      Ben, Köy Enstitülerinin yararına inanmış biriyim. Bugün dahi Köy Enstitüleri projesinin modernize edilip, günümüz teknolojisi ile donatılıp, tekrar hizmete açılması düşüncesindeyim.
      Tarihi olayları değerlendirirken, o zamanın şartlarına, Türkiye’nin durumuna, emperyalist devletlerin Türkiye ile ilgili hesaplarına, ülkeyi yönetenlerin bilgi ve becerilerine bakmak gerekir. Aksine bir davranış ve körü körüne yapılacak bir yargılama bizi yanlışa götürebilir.
      Öncelikle kesin bir kanaatimi paylaşmak isterim;
      Cumhuriyet Devrimleri, Büyük Atatürk’ün ölümü ile birlikte duraklatılmış ve “Karşı Devrim” çalışmaları o gün tekrardan başlatılmıştır.
      Atatürk’ten sonra Türkiye’yi yönetenlerin yürekleri, Lâik Cumhuriyeti ve Devrimlerini taşıyamamış, siyasetin basit çıkarları için, oy uğruna zaman-zaman Cumhuriyet feda edilmeye kalkışılmıştır.
      Köy Enstitülerini kuranlar, 2.Dünya Savaşından sonra ciddi bir tercihle karşı karşıya kaldılar!
      Ya galipleri temsil eden ABD ile iş birliğine gidilecek ya da tek başımıza kalacaktık!
      Ülkede bilim adamı yok, sanayi yok, müteşebbis yok (Bugünün dünyasının 500 zengini arasında olan Koç Grubunun sahibi rahmetli Vehbi Koç, sıradan bir bakkaldı) sermaye birikimi yok! Sadece Çanakkale savaşında, tüm lise ve üniversite öğrencilerini şehit vermiş, savaştan yorgun düşmüş bir millet!
      İnanıyorum ki Atatürk yaşasaydı, ülkeyi kendi ayakları ve kendi dinamikleriyle ayağa kaldırma yolunu seçerdi. Fakat herkes Atatürk olamaz ki!
      Ülkeyi yönetenler tercihlerini ABD ve Marshall yardımından yana kullandılar!
      İnönü gibi Bayar gibi Atatürk’ün silah arkadaşlığı yapmış kişilerin bu tercihe yanaşmalarını da anlamak olası değildir!
      Elbette Marshall yardımını almanın da bazı şartları olacaktı. Emperyalist devletlere, dünyada sömürü düzenini icat eden devletlere, elini verenin kolunu kurtardığı nerede görülmüştü ki?
      Şartların bazıları;
      Demiryolu değil, asfalt yapacaksın! (Hem petrolü alacaksın hem arabaları alacaksın)
      Toprak reformu yasasını geri çekeceksin. (Kürtçü-Bölücü toprak ağalarının, PKK’nın ve türevlerinin niçin her zaman ABD ile birlikte hareket ettikleri anlaşıldı mı?)
      Köy Enstitülerini kapatıp, İmam Hatip Okullarının açılmasını teşvik edeceksin!
      Sonuçta, bizim nesil başarılı olamadık. Olan Türkiye’ye oldu.
      Her tarafı İmam Hatiple donattık ta ne oldu?
      Dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz dedik de ne oldu?
      AKP’nin arka bahçe haline getirdiği İmam Hatiplerden bu yıl mezun olan 240 bin çocuğumuzdan 200 bini hiçbir üniversiteyi kazanamadı!
      Hür dünyada bir tane saygın dostumuz kalmadı!
      Ekonomik olarak da çökme noktasına geldik.
      Bu kitap yayına girdiğinde, ekonomik durum ne olacak, onu da “Sonuç” kısmında anlatırız.
      Sevgili Türk Gençleri;
      Bizler yapamadık ama sizler başaracaksınız.
      Çünkü bizlere göre çok daha iyi beslendiniz, daha iyi eğitildiniz, bizlerden daha fazla donanımlısınız.
      Her biriniz dünyadaki muhataplarınızla yarışacak bilgi- lisan ve beceriye sahipsiniz.
      Sizler aktif siyasete katılıp, teker-teker bu güzel ülkenin problemlerini çözeceksiniz.
      Yeter ki aklın ve bilimin yolunu takip edin ve gönlünüzden Atatürk sevgisini asla eksik etmeyin…

Düşüncelerinizi yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s