5 September, 2026 12:51

GEM’İ AZIYA ALMAK NE DEMEK?

Gem”, atı yönlendirmek için ağzına takılan demir parçasıdır. Süvari dizgini çektiğinde gem, atın hassas olan ön dişlerine ve damak bölgesine baskı yapmasıyla at durur veya yön değiştirir. Ancak at, dizgin/süvari baskısından kurtulmak için, demir gem’i ön dişlerinden geriye doğru itip sert azı dişlerinin arasına sıkıştırırsa (azıya alırsa) gem’in canını yakan etkisinden kurtulur. At artık binicisinin komutlarını dinlemez hale gelir ve kendi istediği yöne doğru koşmaya başlar. Eğer binici acemi ise, bu koşu bir uçurumun dibinde son bulabilir… Aha tam da bu durumdayız!

Demokratik kurumların içinin boşaltıldığı, hukukun üstünlüğünün yerlerde süründüğü ve bürokrasinin “BİAT” kisvesi altında yozlaştığı dönemler, insanlık tarihinde defalarca tecrübe edilmiş çetin sınavlardır.
“Kurumsal Çürüme” denen bu süreçler, akıllarını kaybedip devleti rutin’in dışına çıkaran siyasetçilerin ve yargı bürokratlarının felaketleriyle sonuçlanmıştır.

Dünyadaki tarihsel deneyimler ve demokrasiyi hazmetmiş sivil toplum pratikleri ışığında yapılması gerekenleri, defalarca yazdık. Dinlenmedi!
Yine ve bir kere daha yazalım yazmasına ama, önce bu Pazar gününde sizi bir parça gülümsetmek isterim! (Deniz Göktaş’a sevgilerimle)

“Baskı rejiminin hüküm sürdüğü bir ülkede, üç kişi cezaevi koğuşunda karşılaşmışlar. Neden buradayız, diye birbirlerine sormuşlar?
Birincisi; “Ben sabah işe 5 dakika geç kaldım. Bana ‘devlet üretimine sabotaj yaptın, ajansın deyip 10 yıl verdiler!”
İkincisi; “ Ben sabah işe 5 dakika erken geldim. ‘Bana, kesin bir casusluk peşindesin, orayı gözetliyordun’ deyip, 15 yıl verdiler!”
Üçüncüsü; “Ben işe tam vaktinde geldim” demiş. İkisi sormuş; Eee seni niye tutukladılar?
Bana ‘ Saatini batıdan mı aldın? Devlete karşı bu disiplini nereden öğreniyorsun’ diye sorup müebbet verdiler…”

Size, içinde bulunduğumuz durumun rezilliğini net bir fotoğrafla anlatayım!
Zafer Çağlayan adlı, eski Ankara Sanayi Odası Başkanlığı yapmış, AKP MV olmuş, AKP’nin ekonomiden sorumlu Bakanlığını yapmış, Bakara Egemen’in, Sinan Aygün’ün, Melih Gökçek’in, R, Hisarcıklıoğlu’nun ağabeyi olan biri vardı. AKP’den Bakan olunca şöyle demişti; “Oh be, şükür AKP geldi ve biz “zorla Türk’üz” demekten kurtulduk. Yaşasın!
Sonra bu kendisine “Zorla Türk” diyen Bakan, Reza Zarrab’dan 700 Bin Avroluk avanta saat kabul etmiş, milyon dolarlık piyano almış, 150 Milyon Dolarlık rüşvet aldığı taa ABD’deki mahkeme zabıtlarına girmiş ve utanmadan, bir otelin peçetesine yazdığı yalanı, TBMM kürsüsünden göstermişti! Bu yüzden adı “Saatçi” olarak kaldı!

İşte bu yalaka, sakal bırakmış bir halde hala AKP’nin “Akil Adamı” olarak, aynen Melih Gökçek gibi, serbestçe dolaşıyor. Fakat Sinem Dedetaş gibi dürüstlük abidesi bir Türk Kadını, haksız suçsuz olarak hapiste tutuluyor…
Bu adaletsizliğe kim sebep olduysa, Allah onun bin belasını versin…

Ne yapacağız? Veya biz DOĞRU Parti olarak ne yapıyoruz?
1)Cumhuriyeti yaşatmak için, önce Yurttaşlar olarak kalabilmeliyiz.
2) Haksız yere tutuklananlara ve yakınlarına sahip çıkmalıyız.
3)En büyük tehlike, toplumsal umutsuzluk, yılgınlık ve pasifliktir.
4)Öfkeye değil, akla ve hukuka dayalı mücadele edeceğiz.
5)Her olayı takip edip, “Hukuki Hafızayı Oluşturmak” ve Anayasal meşruiyetten asla ayrılmamak zorundayız.

Devlet mekanizmasını şahsi malı sanan sapıklar, eninde sonunda yarattıkları kendi meşruiyet krizine yenik düşeceklerdir. Meşruiyeti Trump’tan ve Epstein Adası müşterisi Barrack’tan bekleyenler çok fena yanılacaklardır. Burada en önemli iş, toplumun demokratik bilincini ve Cumhuriyet kültürünü diri tutmaktır.

Bu bir varoluş mücadelesidir. Kimse için feda edilemez. Hele toplumu, dürüstüm diye kandırmaya çalışan yalancı ve hırsız takımını her ortamda (kim olursa olsun) mutlaka açıklamalıyız. Bu davranış “Muhalefete muhalefet etmek” değil, gerçek arınmaya şimdiden başlamak demektir…

Sağlık ve başarı dileklerimle 06 Eylül 2026
Rifat Serdaroğlu
DOĞRU Parti Genel Merkezi

Düşüncelerinizi yazın